Kalbini kapama.
Hayır dostum, sözleriniz karanlık anlayamıyorum.
Gönül, bir gözyaşı yahut bir melodiyle
teslim olmak için yaratılmıştır, sevgilim.
Hayır dostum, sözleriniz karanlık anlayamıyorum.
Sevinç, bir damla şebnem gibi narindir, gülümseyerek ölür.
Fakat elem sağlam ve dayanıklıdır.
Bırak gözlerinde elemli bir aşk uyansın.
Hayır dostum, sözleriniz karanlık anlayamıyorum.
Lotüs çiçeği, güneşte açılıp ölmeyi,
gonca halinde ebedi bir kış yaşamaya yeğler.
Hayır dostum, sözleriniz karanlık anlayamıyorum.
R. Tagore
KENT
Başka diyarlara, başka denizlere giderim dedin.
Bundan daha iyi bir kent vardır nasıl olsa.
Sanki bir hükümle yazgılanmış gibi bir çabam;
ve yüreğim sanki bir ceset gibi gömülmüş oraya.
Daha ne kadar çürüyüp yıkılacak böyle aklım?
Nereye çevirsem gözlerimi, nereye baksam burada
gördüğüm kara yıkıntılarıdır hayatımın yalnızca
yıllar yılı yıktığım ve heder ettiğim hayatımın.

Hep peşinde, izleyecek durmadan seni kent. Dolaşacaksın
aynı sokaklarda. Ve aynı mahallede yaşlanacaksın
ve burada, bu aynı evde ağaracak, aklaşacak saçların.
Hep aynı kente varacaksın. Bir başka kent bekleme sakın,
ne bir gemi var, ne de bir yol sana.
Nasıl heder ettiysen hayatını bu köşecikte,
yıktın onu, işte yok ettin onu tüm yeryüzünde
Constantino KAVAFİS

Güzel fikir Buğday Tanesi' nden, çekilen kur' a sonucu, güzel kitap Leylak Dalı' ndan geldi.
Düşünen de yollayan da sağ olsun.
Kitaplıkları kitapla dolsun...
Rastgele bir şiir kitaptan.
İSTANBUL
Kamyonlar kavun taşır ve ben
Boyuna onu düşünürdüm.
Kamyonlar kavun taşır ve ben
Boyuna onu düşünürdüm.
Niksar' da evimizdeyken
Küçük bir serçe kadar hürdüm.
Sonra alem değişiverdi.
Ayrı su, ayrı hava, ayrı toprak,
Sonra alem değişiverdi
Ayrı su, ayrı hava, ayrı toprak.
Mevsimler ne çabuk geçiverdi
Unutmak, unutmak, unutmak.
Anladım bu şehir başkadır
Herkes beni aldattı gitti,
Anladım bu şehir başkadır
Herkes beni aldattı gitti.
Yine kamyonlar kavun taşır
Fakat içimde şarkı bitti.
Cahit KÜLEBİ
Bu haftayı çekmece ve defter karıştırarak geçiriyorum. Malum çağ atlıyorum. Çok önemli
bu günlerde yaptığım her şey. Geçmişimi kurcalarken geriye dönüp okumak üzere tarihe not
düşüyorum.
Her neyse, okul yıllarından bu güne kadar sakladığım müzik defterimin kapağına bir
münasebetsiz arkadaşımın karaladığı üç beş satır beni hüzünlü bir havaya girmekten
alıkoydu. Aynen aktarıyorum. Herhalde akrostişin ne olduğunu yeni öğrenmiştik.
Salak
Ukala
Manyak
Avanak
Nalet
Bu arada ekran kirliliği için herkesten özür dilerim.
Hemen defterleri kurcalama faslına giriştim. Herkesin defterinde olduğu gibi bende de illa ki
vardır ama ezbere hatırlayamayacağım kadar eski günlerdendir düşüncesiyle ararken bir
kağıt parçası düştü önüme. 70 lerin başı. İlk çalıştığım banka grubuyla gidilip hoşça vakit
geçirdiğimiz piknikten bir anı. Çekiliş yapılmış. Herkes kendisine çıkana bu tarz bir şiir yazmış
muhtemelen. Bana bu kez daha akıllı ve nazik biri düşmüş (yukardakine nazaran).
Sanırım akrostişle birbirimizi tanımlama oyunu gibi bir şey. Yine aynen aktarıyorum.
Sakin
Uzlaşmacı
Merhametli
Arkadaş canlısı
Nezaket timsali.
benzer kelimeleri kullanmışızdır o gün.
Sonra kendi yazdıklarımı aramaya koyuldum meşhuuur şiir defterimin sayfaları arasında.
İşte ilki. Tarih düşülmemiş ama l5-16 yaş şiirleri arasında. Canım yaa. Ne dert- tasa bu yaşta...
Aynen aktarıyorum yine:
Sevemedim bu hayatı
Uğraşmıyorum artık
Mutluluğu
Aramaya bu kokuşmuşlukta
Nafile olur çabam.
Belki de bu yüzdendir. Hadi onu da yazalım bari:
Sevgiyi, mutluluğu aramaya sen de başla hemen.
Uzun yıllar geçirdin yaşamadan -nefes aldın elbet-
Maziyi unutup, geleceğe çevirirsen başını ve...
Artık silersen gözünün o akmayan yaşını
Ne mi olur, bilmem. Falcı mıyım ben?
Sonunda işin içinden çıkamamışım herhalde :))
İşte böyleymiş benim akrostiş maceram. Çok heveslendim. Bu gün de bir tane yazıp kariyeri
tamamlamış olalım.
Sakin ol
Uslu dur
Maziyle oyalan
Aslında yaşam dediğin
Nerden baksan koca bir yalan.
Gecelerden bir gece. Saat gece yarısını geçeli çok olmuş. Yün bir bez parçasıyla sarılı boynumun üzerindeki baş yastıkta kendine yer bulamıyor. Boynum boğazım kaskatı. Ensemde dayanılmaz bir ağrı. O saatte uyanık kalan herkes gibi yalnızım ve televizyondan medet umuyorum. Bir şey . Allahım, beni oyalayacak, ağrımı bir az olsun unutturacak bir şey. Bir ses. Ağrımı arttırmayacak, sinirlerimi bozmayacak bir ses. Bir şey seyretmem imkansız çünkü. Ama işittiğim sadece gürültü. Hızlı hızlı kanalları geçiyorum. Ta ki eskilerden çook eskilerden tanıdığım o yumuşacık kadife gibi ama yorgun ve hüzünlü sesi duyana kadar. Önce inanamıyorum geri dönüp bu sefer bakıyorum ekrana. Geçkin, hüzünlü, güzel bir esmer kadın söylüyor tek bir gitar eşliğinde. Tüm dikkatimle dinliyorum evet o. Sesi hiç de değişmemiş. Amalia Rodrigues. Başımı yastığa bırakıp gözümü kapıyor ve kendimi mis gibi bir fadoya bırakıyorum. Ve ardından gelen diğerlerine. Arada bir bakıyorum ekrana, ağrılarımım izin verdiği kadarıyla. Bazıları ağlıyor söylerken. Arada çok hoş dans gösterileri de eşlik ediyor. Fadolarla ilgili bir belgesel muhtemelen.
Amalia Rodrigues ve "Come que Voz."
70 lerin başında gençliğimin en keyifli olması gereken zamanda, nasıl girmişse girmiş evimize. Lise yılları bitmiş ama mezun olamamışım. Ablam ağabeyim çalışıyor. Kızkardeşim okula gidiyor. Bütün günüm yalnız. Koyuyorum pikaba, uzanıyorum kanepeye, kapatıyorum gözlerimi. Yanık gür sesiyle arkası arkasına seslendiriyor şarkılarını. Uzun çalara ismini veren "Com que Voz", "Meu Amor", "Gaivota" hatırladıklarım ve diğerleri. Kulağıma bile uğramadan doğrudan ruhuma, yüreğime işleyen, yakan, kavuran şarkılar. Hüzün veren, acı veren ezgiler.
Çok sonraları, fadolar hakkında daha çok bilgi sahibi olunca anladım ki bu halk müziği türünün çıkış noktası olan "hüzün", tıpkı bunalımlı şair Baudelaire' in ben liseye yeni başlamışken eski bir kitabın arasından önüme düşüveren takvim yaprağındaki "İçe Kapanış" ı ile başlayan şiir serüveninde olduğu gibi, gençliğimin dinamizmini keyifini bir miktar silip süpürmüş, tercihlerim, seçimlerim o yaşlarda gönüllü olarak "hüzün" den yana olmuş.
Söyleyenini hatırlayamadığım, aklıma takılıp kalmış bir söz var.
" Vay benim çileli başım, l8 yaşım ."
Gençlik sanıldığı kadar güzel bir çağ değil belki de.
Ya da biz kıymetini bilemedik...
Sevgiyle....
Yaratılış daha yeni olduğu ve bütün yıldızlar ilk görkemleriyle parıldadıkları zaman,
tanrılar gökte meclislerini kurdular, ve:
"Ey mükemmeliyet tanımlaması, katışıksız neşe !..." diye keyifle şarkılar söylediler.
Fakat birisi birdenbire bağırdı :
" Işık dizisinin bir yerinde bir kopuk var ve yıldızlardan biri kaybolmuş gibi geliyor
bana..."
Harplarının altından telleri koptu. Türküleri sustu. Dehşet, korku ile bağırıştılar.
"Evet, bu kaybolan yıldız en güzeliydi. Bütün göklerin şanı, zaferiydi o..."
O günden beri, onun aranması hiç bitip tükenmez, ve onunla, dünyanın biricik
neşesini kaybettiği feryadı birinden ötekine ulaşır.
Yalnız gecenin en derin sessizliğinde yıldızlar gülümser ve aralarında fısıldaşırlar:
" Bu arama boşunadır. Herşeyin üstünde, burada dört dörtlük bir güzellik hüküm
sürmektedir!"
Sır Rabındranath TAGORE
Gitanjali' den.
Aşk
Posted by Asuman Yelen in aşk, Attila İlhan, Nazım Hikmet, Reşid Behbudov, şiir, tagore, tevfik fikret
Bugün sanal alemde aylak aylak dolaşırken yüreğim bir Azeri türküye tutsak
oluverdi.
Yanık sesli bir tenor çekti beni önce ve sonra o sözler...
Bir sevda türküsüydü. Üç beş basit kelimeyle çarpıldım. Kalakaldım.
Aşk hakkında, bildiğim, sevdiğim ne varsa, şiir, şarkı, hepsini aklımdan
geçirdim ardından. Hatırladıkça yoğunlaştım. Duygusallaştım.
Sonra elim şiir defterime uzandı. Şiir kitapları yığıldı önüme. Aşka dair ne varsa
tekrar okudum tek tek. Beni en çok etkileyenleri buldum çıkardım.
İşte en eskilerden bir tane... Tevfik Fikret' ten.
"Gökyüzü güneşsiz ve kapkaranlık kalsa da bedenim bir yolunu bulur, yaşamını
sürdürür, ama ruhum, sensizliğin yarattığı incinmişlikle asla" derken aşık, nasıl
da anlam yüklüyor sevdiğine,
"Sen olmasan...
Seni bir lâhza görmesem yâhut,
Bilir misin ne olur?
Semâ, güneş ebediyyen kapansa, belki vücud
Bu leyl-i serd ile bir çâre-i teennüs arar,
Ve bulur;
Fakat o zulmete mümkün müdür alıştırmak
Bütün güneşle, semâlarla beslenen rûhu,
Bu rûh-ı mecrûhu? .. "
.....
İşte bir muhteşem aşk da Tagore' dan. Naif ama asla ezik değil. Maskesiz,
iddiasız. Gurur perdesine gizlenmeden. Cesaret isteyen bir tevazuyla...
"Beni bağışla Aşkım,
aşkımı hoşgör artık
Beni hoşgör, beni bağışla,
Seni seviyorum.
Yolsuz yordamsız bir kuş gibi öksendeyim
Yüreğim tir tir, örtüsünden kurtulmuş
Şimdi yoksul, şimdi çırılçıplak, şimdi soyunuk
Acını esirgeme benden,
ko sarınsın yüreğim
Ko giyinsin, ko kuşansın,
ko örtünsün.
Sonra
beni bağışla Aşkım,
beni hoş gör,
Seni Seviyorum."
......
Nazım Hikmet' ten, hüzünlü, özlem dolu üç beş mısra...
"Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey,
Dünyanın en güzel sesinden
En güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey...
Fakat artık ümit yetmiyor bana,
Ben artık şarkı dinlemek değil,
Şarkı söylemek istiyorum."
Ve Attila İlhan' ın umutsuz, buruk aşkı...
"Sen benim hiçbir şeyimsin
Yabancı bir şarkı gibi yarım
Yağmurlu bir ağaç gibi ıslak
Hiç kimse misin bilmem ki nesin
Uykumun arasında çağırdığım
Çocukluk sesimle ağlayarak
Sen benim hiçbir şeyimsin "
Ve işte beni en çok etkileyen veda parçası. Yine Tagore' dan. (Firari' den)
Romantik...Hüzünlü...Samimi...Kararlı...
"Merhamet dolu bakışınız benim üzerimde durmadığı için Mes' udum sevgilim...
Gecenin büyüleyiciliği ve veda kelimelerim, teessür sözleriyle birlikte, yalnız
göz kapaklarıma yaşlar biriktirdi...
Lâkin nerede ise gün doğacak ve göz yaşları için vakit kalmayacak.
Kim unutmanın imkansız olduğunu inkâr ediyor...
Ormanın alevleri külden döşeklerinde uyuyorlar; sizinle ben de birbirimizi
terkediyoruz ve bizi ayıran mesafe nerede ise vahşi otların ve açılmış çiçeklerin
arasında kaybolacak..."
Ve bana tüm bunları hatırlatan o güzelim şarkının sözleri. Kimin yazdığı belli
değil. Anonim.
Dünyanın herhangi bir yerinde, herhangi bir evde, herhangi biri tarafından,
herhangi bir zamanda yazılmış.
Tüm diğerleri kadar seven biri tarafından... Yalın...İddiasız...Yürekten...
"Küçelere su sepmişem
Yar gelende toz olmasın
Eyle gelsin eyle gitsin
Aramızda söz olmasın"
Aşık, sokaklara sular serpmiş, sevdiği geldiğinde toz olmasın diye (eğer gelirse
belli değil)
Sonra da semavere çay, bardaklara şeker koyup beklemeğe devam etmiş
sevdiğini.
"Samavara od salmışam
İstekana gend salmışam
Bir haftadır tek galmışam
Yarim gidip tek galmışam
Ne ezizdir yarim canım
Ne şirindir yarim canım"
Çay ve muhabbet. Yine bir arada...Ne hoş değil mi...
Muhabbetle kalın...
Son Söz
Kadın, senin için değil midir medarı iftihar,
Bütün müzik, bütün şiir, bütün hayat, bütün bahar?
Ve sen değil misin fakat bir anne her güzelliğe,
Senin değil midir sihir, senin değil mi iktidar?
Değil misin güzelliğin sonsuz feyizli kaynağı,
Senin değil mi sevgiler, senin değil mi itibar?
Ve sen değil misin ömür denen yolun çiçekleri,
Senin değil mi neş' eler; senin değil midir vakar?
Senin değil mi bülbülün gönlünde çırpınan sesi
Senin değil mi mahitap, senin değil mi ruzigâr?
ve sen tabiatın küçük bir örneği değil misin?
Senin değil midir mezar, senin değil mi yavrular?
Unuttun, anladım evet sen kendi kadrükıymetin,
Senin değil midir ümit senin değil mi arzular?
Her zulme rıza gösteren kadın nedir bu hal?
Hatırla kendi kendini, hayata dön, hayatı sar!
Şefik YELEN-1944
Bugün Aşk Dedikleri
Karikatür babama aittir
Daha önce bahsettiğim gibi, o dönem kadın- erkek ilişkilerindeki yozluğu, hikâyeler, şiirler, makalelerle ve mizahi bir üslupla ele alan babam, her iki cinsi de eşit miktarda bombardımana tutmuş, karikatürize etmiş, ama bitirirken, erkekleri es geçip kadınların alınabileceğini düşünerek son sözü onlara ithaf ederek bağlamış.
Kitabın diğer bölümlerini, sosyal, kültürel açıdan, aradaki büyük zaman nedeniyle, anlaşılırlığını yitirmiş olabilir düşüncesiyle burada yayınlamaktan vazgeçtim.
Ancak korkarım, bu dizeler, bu ülkede daha bir altmış yıl geçerliliğini koruyacak gibi görünüyor.
eskiler alıyorum
alıp yıldız yapıyorum
musiki ruhun gıdasıdır
musikiye bayılıyorum
şiir yazıyorum
şiir yazıp eskiler alıyorum
eskiler verip musikiler alıyorum.
bir de rakı şişesinde balık olsam
Kırk yıllık dostlarımdan biri geçen gün bir kadehin arkasından resmimi çekmiş. Biraz önce yolladı
.
Bana Orhan Veli' nin bu şiirini çağrıştırdı. Tabii şairin aklından geçen bu kadar şişman bir balık değildi kesinlikle...
sıyrılmak isterim taşkın çevreden,
meşeler üstünde solgun, nice
yıldızların gece
açtığını bilirken.
Seçerim öyle yollar, ayak
basmadığı kimsenin
solmuş akşam çimenlerinde, uzak-
bir de şu düş ancak:
Sen de gelirsin.
R.Maria RİLKE
Çeviri:A.Turan Oflazoğlu
Seçilmiş Şiirler-Duino Ağıtları
ismli kitaptan alıntıdır.
Şiirin ilkesi insanüstü bir güzelliği özlemesidir. Bu ilke bir coşkunlukta, bir ruh taşkınlığında kendini gösterir. Bu coşkunluk, aklın yoğurduğu hakikatın dışındadır.
Charles BAUDELAİRE
İlk şiir defterimin baş sayfasına yazdığım bu tanım o yaşta bana çok şey ifade etmemişti muhtemelen. Çok dertli bir çocuktum ve "İçe kapanış" la geceleri döktüğüm gözyaşlarının karşılığını bulmuştum. Baudelaire, görüverip de bakışlarında yakaladığım hüznü tanıdık bulduğum ilk anlamlı dostlarımdan biriydi. Sonraları elime geçirdiğim defterlerinden, bu şairin babamın da kadim dostlarından biri olduğunu öğrenince, bu bunalımlı dostu yaşamımdan hiç çıkarmadım. Ergen iken sadece sevmişken, yaşlandıkça anlamaya başladım. Çok hüzünlüydü. Nefret, isyan doluydu. Sert dönemlerimin halden anlayan dostuydu. Mutsuz, kaynağı hiç azalmayan sıkıntılarla dolu bir ozandı. Şiirle ve şarapla yeryüzüne katlanmaya çalışan, teselliyi bulutlarda arayan, mavi göklerin özgür Albatros' uydu o. İnançsız, bağımsız, acılı.
Bir güz göğüsünüz siz, güzel, aydınlık, pembe!
Ama bende bir deniz gibi yükselir de bun,
geri çekilirken, üzgün dudaklarımda hep
yakan tadını bırakır acı çamurunun.
Kötülük Çiçekleri Çeviri:Sait MADEN
Sonra Tagore...
Çok dertli ileri yaşlarımda, onun sevgi dolu dost bakışlarıyla karşılaştım. İsyanımı bastırdı. Beni yatıştırdı. Bu günümden aldı, sevgi dolu çocukluğuma, sevdiklerimin yanına götürdü. O da babamın eski dostlarındandı. Hep bahsettiği, dilinden hiç düşürmediği "Büyüyen Ay" ı ilk bir kaç kez okuduğumda bana hiç bir şey ifade etmemiş, hatta sıkmıştı.
Unutulup bırakıldığı yerden bir gün alıp yeniden göz attığımda, şaşkın gözyaşlarımın arasından sevgiyi gördüm satırlarının içinde. Sevgiyle saklamaya çalıştığı gizli hüznü yakaladım. Sanki karların buzların arasında üşümüşken sıcacık bir odaya girmiş gibi, ya da çöl ortasında sıcaktan bayılmak üzereyken geniş gölgeli bir çınar ağacıyla karşılaşmış gibiydim. Babamı yeniden bulmuş gibiydim.
Aşk ve sevgi adamıydı Tagore. Sevgi onun bünyesinde ete cana bürünmüştü adeta. Kadınları sevdi, karısını sevdi, tüm insanları, çocukları özellikle sevdi. Ülkesini sevdi. Uğruna kitaplar dolusu şiirler yazdığı karısını ve hemen ardından, çok sevdiği evlatlarını kaybetti. Yine sevdi. Tanrıya yöneltti tüm sevgisini. Tüm insanlığa, insana yöneltti.
Şimdi biliyorum ki gerçek sevgiyi anlamak için yaşamak, yaş almak gerekirmiş. Ve yine biliyorum ki derdi anlamak ve paylaşmak, "gerçek anlamda" sevgiyi anlamak ve paylaşmaktan çok daha kolaymış. İnanmak inkar etmekten, bağışlamak silip atmaktan çok daha fazla zormuş. Zor olan severek tahammül etmekmiş bu dünyaya, nefret edip herşeyden vazgeçmek yerine.
Bu iki sevgili ozan benim etrafımdan hiç ayırmadığım iki dostum olmuştur. Çok kızgın olduğum , ihanete uğrayıp içim nefretle dolduğu zaman ta tepelere, bulutların arasına çıkar, başımı Baudelaire' in omuzuna yaslarım. Her zaman bana söyleyecek bir sözü bulunur. Beni dinler, teselli eder ama yanında uzun boylu kalmama izin vermez. O zaten yalnızlığı sever.
Sonra, önce yeryüzüne iner, ardından eğer hala yalnız hissediyorsam, bu kez daha da derinlere, sevgisi ile bilgeliğinin yüküyle indiği, tevazuyla saklandığı, engin denizlerin derinliklerine Tagore'ın yanına iner önce anlatmak, sonra usulca sazını dinlemek üzere dizlerinin dibine otururum.
Bana der ki:
Dostum;
kalbinin sırrını kendine saklama.
Anlat bana!...
Usulca
ve bana yalnızca.
Nazlı nazlı gülümserken
fısıldayıver kulağıma usulca.
İnan ki
kulaklarım değil;
yüreğim duyacaktır bu sesi,
Bak gece ıssız,
evse sessiz.
Ve kuş yuvalarında
yalnızca uykular kanat çırpıyor.
Anlat!...
Kararsız gözyaşlarınla;
ürkek gülümsemelerinle.
Anlat!...
Tatlı utancınla;
pas tutan acılarınla.
Anlat bana!...
Kalbinin sırrını
bana anlat.
Anlat
R.TAGORE
Çeviri:Fahri ÖZDEMİR
21 Mart Dünya Şiir Günü nedeniyle...
Hep sevgiyle kalalım...
Yağan yağmurcuktu
Varıp kulağına
Dedi yaseminin:
"N'olursun hep yüreğinde tut beni!...
İç çekti yavaştan - ağırdan
Sonra toprağa düştü.
ASIL SENSİN
Ey aşk
Acının lambası elinde
Ansızın geliverirsin
Bir baktım mı yüzüne
Anlarım - mutluluk
Asıl sensin
BENİ AN
Beni an ben yokken
Ben yokken - ben sıladayken
Ben gittiğimde beni an
Yıldızlı suskunluğun kıyısında
Gün batarken - son ışıklara
Bakar gibi - beni an
Arasıra...
Sadece bu resim bana aittir
Diğerleri alıntıdır
Vurur dalgalarını yüreğim
Kıyılarına dünyanın
"Seni seviyorum..."
İmza gözyaşlarımdır.
R.Tagore
Tüm dostların Sevgililer Günü kutlu olsun....
Vee......
Hep sevgiyle olalım...
Fotoğraf: 12.11.2009
Sarhoş Olun
Hep sarhoş olmalı. Her şey bunda; tek sorun bu.
Omuzlarınızı ezen, sizi toprağa doğru çeken Zaman' ın korkonç ağırlığını duymamak için durmamacasına sarhoş olmalısınız.
Ama neyle? ...
Şarapla,
şiirle,
ya da erdemle,
nasıl isterseniz.
Ama sarhoş olun...
Ve bazı bazı, bir sarayın basamakları, bir hendeğin yeşil otları üstünde,
odanızın donuk yalnızlığı içinde, sarhoşluğunuz azalmış ya da büsbütün geçmiş bir durumda uyanırsanız, sorun, yele, dalgaya, yıldıza, kuşa, saate sorun, her kaçan şeye, inleyen, yuvarlanan, şakıyan, konuşan her şeye sorun; "Saat kaç?" deyin. Yel, dalga, yıldız, kuş, saat hemen verecektir yanıtı size: "Sarhoş olma saatidir! Zamanın inim inim innletilen köleleri olmamak için sarhoş olun durmamacasına!... Şarapla, şiirle ya da erdemle, nasıl isterseniz..."
Charles Baudelaire
İş Bankası,Kültür Yayınları
(Paris Sıkıntısı)
Şarap, mideme dokunuyor.
Şiir, çok mutlu ediyor ama uyutmuyor.
Erdem, her ayılışta daha fazla üzüyor.
YALNIZLIK Yalnızlık bir yağmura benzer, Yükselir akşamlara denizlerden Uzak, ıssız ovalardan eser, Ağar gider göklere, her zaman göklerdedir Ve kentin üstüne göklerden düşer. Erselik saatlerde yağar yere Yüzlerini sabaha döndürünce sokaklar, Umduğunu bulamamış, üzgün yaslı Ayrılınca birbirinden gövdeler; Ve insanlar karşılıklı nefretler içinde Yatarken aynı yatakta yan yana: Akar, akar yalnızlık ırmaklarca.
Rainer Maria RİLKE Çeviri : Behçet NECATİGİL
Hep sevgiyle kalalım..
KALBİM YERİNDEN HOPLAR GÖRDÜĞÜM ZAMAN
Kalbim yerinden hoplar gördüğüm zaman
Gökyüzünde bir gökkuşağını:
Böyleydi başlangıcında ömrümün;
Şimdi yine böyle, büyüdüm adam oldum;
Yaşlanacağım zaman da böyle olsun,
Ya da bırakın ölüp gideyim!
Çocuk babasıdır adamın:
Dileyebilirdim günlerimden
Herbiri ötekine doğaya özgü dindarlıkla tutturulsun.
William Wordsworth
ayağının tozuna
nem versa benlik adına
boğsun gözyaşım
bana gelen her san
lekedir onuruma
ölüm getirir her an
çevrende dolanışım
nem varsa benlik adına
boğsun gözyaşım
benim adım verilmesin
gördüğüm işe
benim ömrümde senin isteğin
gerçekleşe
pürüzsüz sükununla sar beni
eşsiz güzelliğinle sar
gel dur da gönlümün nilüferinde
ben görünmez olayım
nem varsa benlik adına
gözyaşımla boğayım
Bengalce aslından çeviren : Bülent ECEVİT
Şairin "Gitanjali" isimli eserinden alınmıştır.
günlerden bir akşam üstü
yolda tozlar uçuşuyordu
her biri kendi başına birer dünya
dünyalardan birinde bir insan
insanın avucunda bir çizgi
çizginin ucunda bir son
sonda bir gün ağarıyordu
bir çocuk doğmuş yol üstünde
yummuş avucunu ağlıyordu
B.Ecevit
1974
Yaşamın Kıyısında isimli blogunda arkadaşım Nur "Korkarım" isimli çok güzel bir şiir yazmış.
Ondan esinlenerek kendi korkularımla ilgili aklıma geliveren birkaç dizeyi yazıverdim hemen önümdeki bir kağıt parçasına. Öykü atölyesi' nin (link açmayı hala öğrenmediğim için kendime çok kızıyorum ) kelime oyununa da katılmak istediğim için şiiri bloguma geçirdim. Umarım yanlış bir şey yapmamışımdır.
Hep sevgiyle kalalım...
BİR KAPI AÇIP GİTSEM
Ben bu dünyaya yanlış gelmiş olacağım ben
Ben öyle her insandan, o kadar uzağım ben
Yine bu gözlerimdir okşanacak şey arar
Yoksa içimde başka bir dünya hasreti var
Uyanır gibi birden bir korkulu rüyadan
O içimden sevdiğim, benim olan dünyadan
Bir ses bana: 'Gel! ' dese, ben o sesi işitsem
Kimsecikler duymadan bir kapı açıp gitsem
Bu Blogda Ara
Contributors
Blog Listem
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
Merhaba,7 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
Bi arkadaşa bakıp çıkıyorum10 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
Merhaba demeye geldim...11 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
TAŞINDIM...15 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
İzleyiciler
Yazı Arşivi
-
►
20
(5)
- ► Eylül 2020 (1)
- ► Ağustos 2020 (3)
- ► Temmuz 2020 (1)
-
►
17
(4)
- ► Nisan 2017 (1)
- ► Şubat 2017 (1)
-
►
16
(1)
- ► Şubat 2016 (1)
-
►
15
(1)
- ► Ağustos 2015 (1)
-
►
14
(16)
- ► Aralık 2014 (1)
- ► Eylül 2014 (2)
- ► Ağustos 2014 (1)
- ► Haziran 2014 (1)
- ► Mayıs 2014 (2)
- ► Nisan 2014 (4)
- ► Şubat 2014 (1)
-
►
13
(44)
- ► Aralık 2013 (3)
- ► Kasım 2013 (3)
- ► Eylül 2013 (6)
- ► Ağustos 2013 (3)
- ► Temmuz 2013 (1)
- ► Haziran 2013 (1)
- ► Mayıs 2013 (3)
- ► Nisan 2013 (7)
- ► Şubat 2013 (3)
-
►
12
(96)
- ► Aralık 2012 (2)
- ► Kasım 2012 (4)
- ► Eylül 2012 (16)
- ► Ağustos 2012 (7)
- ► Temmuz 2012 (5)
- ► Haziran 2012 (8)
- ► Mayıs 2012 (10)
- ► Nisan 2012 (14)
- ► Şubat 2012 (8)
-
►
11
(179)
- ► Aralık 2011 (19)
- ► Kasım 2011 (38)
- ► Eylül 2011 (14)
- ► Ağustos 2011 (17)
- ► Temmuz 2011 (8)
- ► Haziran 2011 (14)
- ► Mayıs 2011 (11)
- ► Nisan 2011 (9)
- ► Şubat 2011 (10)
-
►
10
(152)
- ► Aralık 2010 (12)
- ► Kasım 2010 (12)
- ► Eylül 2010 (9)
- ► Ağustos 2010 (12)
- ► Temmuz 2010 (7)
- ► Haziran 2010 (12)
- ► Mayıs 2010 (11)
- ► Nisan 2010 (17)
- ► Şubat 2010 (11)
-
►
09
(186)
- ► Aralık 2009 (22)
- ► Kasım 2009 (22)
- ► Eylül 2009 (17)
- ► Ağustos 2009 (24)
- ► Temmuz 2009 (19)
- ► Haziran 2009 (20)
- ► Mayıs 2009 (20)
- ► Nisan 2009 (8)
- ► Şubat 2009 (5)
Müzik
Popüler Yazılar
-
Büyük Usta, önündeki devâsâ tuale son rötuşlarını yapıyor... Önündeki dev palete göz atıyorum. Hemen hemen boşalmış gibi. Yeşili çoktan sıyr...
-
Bir açıklama ve bir özür. Medyada bir kaç kez yaşamını kaybettiği haberleri çıkınca ve çok ciddi has...
-
Geçenlerde kızkardeşlerin en tatlısı elinde devasa bir poşetle kapımdan içeri girdi. Yüzündeki maskenin sıkıntısı, çok seyrek sokağa çık...
-
Uzun uzun yürüdükten sonra yorgun argın evime ulaştım. Ayakkabılarımı antredeki dolaba bırakıp hemen banyoya geçtim, uzun uzun e...
-
Biraz umut kırgın gönüllere, biraz ışık fersiz gözlere, biraz teselli yaslı ailelere, biraz güç yorgun vücutlara, biraz neşe gülmeyi unutan ...
-
TANRININ RAHATSIZLIĞI 18.Yüz yılın ortalarında ... (1788 - 1860) *Şu dünyayı Tanrı yarattıysa, onun yerinde olmak i...
-
Akşamlar inerken mavi sulara Bir kırık cam olur ufukta güneş Vecdine layık o hülyalı bakışlara O hem bir neşedir hem de elem ruhlu eş....
Etiketler
- 2010
- 2011
- 27 mayıs İhtilali
- 7 numara
- ABD
- abla
- acemilik
- açlik
- Adıyaman
- afet
- ağabey
- ağaç
- Ağustosta Rapsodi
- aile
- akraba
- akrostiş
- akşam
- Albatros
- alış-veriş
- alışkanlık
- alışveriş
- alışveriş tutkusu
- Ali Muhittin Hacı Bekir
- Alphonse de Lamartine
- amatörlük
- anı
- anılar
- anılar...
- anlaşma
- anlayış
- anma
- anne
- anneanne
- anneler günü
- Antalya
- apartman hayatı
- arayış
- arıza
- Arka Pencere
- arkadaş
- armağan
- aşı
- aşk
- aşure
- Atatürk
- ateş böceği
- atom bombası
- Attila İlhan
- ATV
- ATV şarkı
- Avustralya Açık Tenis
- ayaz
- ayrılık
- aziz nesin
- B.Necatigil
- baba
- Babalar Günü
- bahar
- bahçe
- balkon
- banka
- Barbra streısand
- barış
- başarı
- başlangıç
- Baudelaire
- Bauelaire
- Bayrak
- bayram
- Beatles
- bebek
- bekir sıtkı erdoğan
- beklentiler
- BEN
- beste
- beşiktaş
- Betty Smith
- beyaz dizi
- beyaz diziler
- beyaz roman
- Bhagavatgita
- bilgisayar
- Bir genç kız Yetişiyor
- Bir sarkısın sen
- Bir Şarkısın Sen
- birlik ve beraberlik
- birliktelik
- bitki
- biyografi
- blog
- blogger
- börek
- Buddha
- bugün
- bulmaca
- buluşma
- buzdolabı
- Bülent Ecevit
- Cahit Sıtkı Tarancı
- can yücel
- Capra
- cehalet
- centilmen
- cesaret
- cevaplar
- cezerye
- cinayet
- cocuk
- cocuk.
- cocukluk
- Cronin
- Cumhuriyet
- Cüneyt Gökçer
- çalışma hayatı
- çaresizlik
- çay
- Çığlık
- çınar
- çiçek
- çiçekler
- çiğ
- çocuk
- çocuklar
- çocukluk
- çöp
- dalgınlık
- Daltonlar
- damat
- Damdaki Kemancı
- dans
- davetiye
- dayak
- dedikodu
- Defne Joy Foster
- demirhindi
- deneyimler
- deniz
- deprem
- dergi
- destan
- dilek
- dilekler
- dinlenme
- disko kralı
- diyet
- dizi
- doğa
- doğallık
- doğum günü
- dolap
- Doris Day
- dost
- dostluk
- dostluk.
- dostlulk
- duygular
- düğün
- dül dül
- dünya
- dünya kadınlar günü
- Dünya Prematüre Günü
- düşmanlık
- düşünceler
- düşünceler.
- Ecevit
- edebiyat
- Edgar Allan Poe
- Ekim
- Ekrem Bora
- Elazığ depremi
- emek
- emekli
- eminönü
- Emirgân
- Engelliler
- ephraim kishon
- erişkin
- erişlilmezlik
- erkek
- eski yıl
- eşek
- eşyalar
- etiket metiket yok
- Etkinlik
- eve dönüş
- evlat
- Ey Aşk Nerdesin
- eylül
- ezan
- Ezel
- Fakir Baykurt
- fal
- fanatizm
- Farrah Fawcett
- fasulye
- felaket
- felsefe
- fenerbahçe
- fırtına
- Fikret Otyam
- film
- filozof
- final
- Firari
- firuze
- fono
- formüller
- fotoğraf
- Frank Sinatra
- Futbol
- gazanfer özcan
- gece
- geçim
- Geçmiş
- geçmişten şarkılar
- gelecek
- gelin
- genç kız
- gençlik
- gerçek
- geyik
- gezi
- gezinti
- giden sene
- Gitanjali
- giysiler
- Govinda
- gökkuşağı
- göl
- gönülçelen
- gösteri
- göze çarpmayan debdebe
- gözyaşı
- Grace Kelly
- grizu
- gül
- Gülümse
- gün batımı
- güncel
- güneş
- Güneydoğudan öyküler-Önce vatan
- Günlük yaşam
- güven
- güz
- güzellik
- güzellikler
- haber
- haberler
- Hacer Buluş
- Hacivat
- hafta sonu
- hak
- hala
- harika çocuklar
- hasta
- hastalık
- hayal kırıklığı
- Hayali Küçük Ali
- hayaller
- hayat
- hayvan
- hayvanlar
- hayvanlar alemi
- hazan
- hediye
- Herman Hesse
- hiciv
- Hindistan
- Hiroşima
- Hitchcock
- hobby
- Hollywood
- hoptirinam
- hoşgörü
- hoşluklar
- http://www.blogger.com/img/blank.gif
- huzur
- hüsran
- hüzün
- ıhlamur ağacı
- ışık
- ibadet sohbet
- içimizdeki çocuk
- içtenlik
- iftar
- ihmal
- İhsan Varol
- ikiyüzlülük
- ikram
- ilaç
- ilginç şeyler
- ilişki
- ilkbahar
- ilkokul
- İlkokul şiiri
- İnci Ertuğrul
- İngilizce
- insafsızlkık
- insan
- insan halleri
- insan olmak
- insanlık
- intikam
- İslamiyet
- istanbul
- isyan
- İş Bankası
- işçi
- iyilik
- Jacques Brel
- James Stewart
- Japonya
- Jean Moreas
- Jim Reeves
- kabuk
- kadın
- kadınlar
- kahvaltı
- kahve
- kalıplar
- kalite
- Kamer Genç
- kan verme
- Kandil
- kaplumbağa
- kar
- Karagöz
- karanfil
- karanlık
- kardeş
- karışık duygu ve düşünceler
- karmaşa
- katiam
- kavafis
- kayıp
- Kayserispor
- keder
- kedi
- kediler
- Kelime oyunu
- Kemal Burkay
- kerpiç
- keşke
- keyif
- kıskançlık
- kış
- kız kardeş
- kızkardeş
- Kim Novak
- kiracı
- kishon
- kişisel
- kitap
- koka kola
- kolbastı
- komedi
- komik
- komşu
- komşuluk
- konser
- konut
- korku
- Korolar çarpışoyor
- koşullu refleks
- köpek
- kuaför
- kupa
- Kurban Bayramı
- kuyruk-bilim
- kültürel mozaik
- Lale
- latife hanım
- lezzet
- lisan
- lise
- Liz Taylor
- maneviyat
- manzara
- Marsel İlhan
- masal
- masumiyet
- maymun
- mazi
- meclis
- medya
- Mehmet Topuz
- mektup
- merasim
- Mevlana
- mevsimler
- Meyva Zamanı
- Michael Jackson
- mim
- misafir
- misafirlik
- Misak- ı milli
- mizah
- Montaigne deneme
- moral
- Mr. Smith
- muhabbet
- Muhabbet Kralı
- Muhammed
- muhasebe
- Murathan Mungan
- mutfak
- Mutfak şarkıları
- mutluluk
- Müge Anlı
- müzik
- müzik nostalji
- Nagazaki
- Nazım Hikmet
- nefret
- nekahat
- Nirvana
- Nisan
- Nişan töreni
- Noktürn.
- nostalji
- okan bayülgen
- olay
- olgunluk
- on line alışveriş
- ordan burdan
- Orhan Kemal
- Orhan Veli
- orman
- oruç
- otobüs
- otokontrol
- oyun
- ozan
- ödül
- öfke
- öğrenci
- öğretmen
- Öğretmenler günü
- ölüm
- ölüm yıldönümü
- ömür
- öykü
- Öykü Atölyesi
- özgüven
- özlem
- Paçoz
- Paçoz..
- Paris
- pasta
- paylaşım
- paylaşmak
- pazar
- pazar alışverişi
- pazar günü
- Pazar sohbeti
- pembe dizi
- pencere
- Piknik
- pişmanlık
- plan ve programlar
- planlar
- plasebo
- Platters
- polis
- popülizm
- program
- programlar
- radyasyon
- radyo
- Ramazan
- Ramazan davulu
- Red kit
- reklamlar
- resim
- resmi bayramlar
- Reşid Behbudov
- Rilke
- rin tin tin
- Roland Garros
- roman
- romantik
- romantizm
- röportaj
- ruh yorgunluğu
- ruhat mengi
- rüya
- saat
- sabah
- sadakat
- Sadettin Kaynak
- safiyet
- Sağanak
- sağlık
- sahur
- Samana
- samimiyet
- sanal
- sanat
- sanatçı
- sanatkar
- Saroyan
- Satürn
- schumann
- sebze
- seçkin
- seçme saçma sohbetler
- sel
- Selimpaşa
- Selmi Andak
- sergi
- sevdiğim şeyler
- sevgi
- sevgi soysal
- sevgili
- sevgililer günü
- sevinç
- seyahat
- seyirlik
- Seyyare
- Shakespeare
- Show TV
- sıcak
- sıkma
- sıradanlık
- Sidarta
- Sigara
- simit
- sinema
- sipariş
- sis
- soğuk
- sohbet
- sonbahar
- soru
- sorular
- spiker
- star
- still life
- su yücel
- suikast
- şablonlar
- şafak
- şans
- şarap
- şarkı
- şaşkınlık
- şeker
- Şeker Bayramı
- şerbet
- şermin
- şiddet
- şiir
- şikayet
- tabak
- tabletler
- tagore
- tanışma
- tansiyon
- tantuni
- tarif
- tartışma
- taşınma
- tatil
- tedavi
- teknoloji
- telaş
- telefon
- televizyon
- temizlik
- tenis
- tenis turnuvası
- terlik
- tevfik fikret
- Tırpan
- tiyatro sahne
- tokat
- toplantı
- Tövbeler Tövbesi.
- Transfer
- tren
- TRT
- TSM
- Ttv
- Tuna Huş
- tutsak
- tuvalet
- tüketim
- Tülin Oral
- Türkan Saylan
- türkü
- TV
- Uğur Mumcu
- umut
- unutma
- uyku
- Üç Hür El
- ülke meseleleri
- ümit
- üretmek
- ütü
- vahşet
- vakit
- Vasuveda
- vatan
- William Holden
- William Wordsworth
- Wimbledon
- yağlıboya resim
- yağmur
- yalnızlık
- yaprak
- yarışma
- yaşam
- yaşlılık
- yatak
- yaz
- yeğen
- yeğenlerim
- yeme-içme
- yemek
- yemekteyiz
- yeni yıl
- yeni yıl kartları
- yesterday
- yıl dönümü
- yılbaşı
- yıldız
- yıldönümü
- yoksulluk
- yol
- yolculuk
- yolculuk.
- yorgünluk
- Young at Heart
- yönetici
- yün
- yürüyüş
- zaman
- Zeki Müren