Cenazelerde kaskatı kesilirdim oysa. Yüreğim katılaşır, algılarımı kapatıverirdim olan bitene. Kendi isteğimle hiç cenazeye de gitmiyordum zaten. Hâlâ da gitmem. Yolda görsem gözlerimi kaçırır, televizyonda görsem kanalı değiştiririm.
Ama sabahın erken saatinde belediye arabasının gelişinden itibaren her şeyi hem de sükunetle sonuna kadar izledim. Üç beş kişiyle o sessiz ve kimsesiz gidişi sıcak yaşlarla dolu gözlerle takip ettim. Yaklaşık üç sene sonra dualarla yolculadığım ilk cenazeydi Sevim Teyze’ ninki. Sessiz…Kimsesiz…
Alt katıma taşınalı bir yıl bile olmamıştı. Önce birinin sessiz sedasız taşındığını öğrenmiş, karşı parkta Paçoz’ u gezdirirken pencerelerinde hiç perde olmadığını görünce sebebini merak etmiştim. Zaman içinde yavaş yavaş hakkında bir şeyler öğrenmeye başladım. Öğrendiğim ilk ve en önemli şey, onun “farklı” bir “çöp teyze” olduğu idi.
Herkes gibi onun da bir hikâyesi vardı tabii. Sıradışı bir hikâye. En azından benim hiç karşılaşmadığım cinsten. Emekli bir öğretmendi. Tek bir kız kardeşi vardı hayatta. Nedense hiç görüşmüyorlardı. İstanbul’ da bir yerlerde bir yaşlılar yurdunda kalıyordu. Bir bankada birikmiş biraz parasının olduğu bir hesaba maaşı yatıyordu. Ev sahibi de o bankada çalıştığından sanırım tüm hesap işlerine o bakıyordu. Zaten ev
i de bu şekilde bulmuştu. Evinde üç kedisi vardı. Eşyalarını küçük yatak odasına kilitlediğini, halısız, mobilyasız, beyaz eşyasız tek bir tahta sandalye bir de karyolayla yaşadığını duymuştum.
Kendisini uzun süre görmedim. Boş evde yankılanan ayak seslerini duyardım. Ara sıra da sabaha karşı kedilere bağırır, boş evin akustiğinde yankılanan garip mekanik çığlığıyla uykumdan uyanırdım. Sonra bir gün kapımı çaldı.
Görüntüsü ile ilgili birçok şey duymuştum ama görmek bambaşka bir şeydi doğrusu. Seksenlerindeydi muhtemelen. İki örgü yaptığı, aylardır yıkanmamaktan kıtıklaşmış, yağlanmış bembeyaz saçları, eğri büğrü, çürük, kararmış dişleri, buruşuk suratıyla dehşet verici bir görüntüsü vardı. Bu arada Paçoz kıyametleri koparıyordu. Paçozun her zamankinden farklı huysuzlanmasına sebep, onun algılayamıyacağı bu kötü görüntü değildi sanırm. O daha çok üzerine fena halde sinmiş olan pis kokuların içindeki en yoğun algıladığı kedi kokusundan huylanmıştı. Eğildi buruşuk elleriyle okşayarak ve tiz çocuksu sesini tatlılaştırarak söylediği sözlerle köpeği yatıştırdı. Neden geldiğini hatırlamıyorum. Hatırladığım, sıcak havaya rağmen üzerinde bulunan sarı etek, sarı hırka, yün soket çoraplar ve altı kalın lastikli sarı kışlık pabuçlar. Hepsi de birbirinden eski ve pisti. Böyle ayrıntılara hiç dikkat etmeyen ben bunları hiç unutmadım çünkü ölene kadar başka bir şey görmedik üzerinde. Bir de çocuk kalmış yüreğini yansıtan pırıl pırıl bakışlarını unutmadım.
Apartman görevlisinden sadece ekmek ister, çoğu zaman kapıyı bile açmaz, sabah erkenden yola çıkar, gelen ilk otobüse biner akşama doğru dönerdi. Onunla durakta otobüste göz göze gelmeyi istemezdik. Hemen yanımıza gelir, tiz sesiyle konuşur da konuşurdu. Otobüste eşlik etmek için ideal bir yol arkadaşı değildi tabii, pis kokusuyla ve korkunç görüntüsüyle. Bütün başlar bize çevrilirdi sanki. Ev gezmesini de sevmezdi. Benim için en güzeli Paçozu gezdirirken sohbet etmekti onunla, açık havada. Saçma sapan şeyler anlatırdı. Marketlerden çürükleri, sokaklardan ıvır
zıvırı bir arabaya doldurur getirirdi evine.
Zaman içinde, benim evime gelmeye başladı kokular. Öyle bir zaman geldi ki adeta kapağı açık büyük bir çöp kovasının yanında yaşar gibi hissetmeye başladım kendimi. İyice dayanılmayacak hale gelince ev sahibini arayıp bulduk. Zorla kapı açtırıldı. Deterjanlı sularla yıkandı bütün ev. Çok kızmıştı. Engel olmasın diye bir odaya kapadılar.
Bir gün bana birkaç günlüğüne misafir gelen çok eski bir arkadaşımla akşamüzeri balkonda oturmuş, Mersin’ deki çocukluk günlerimizden bahsediyorduk. Arkadaşım, Adana’ da okuyan ablasından bahsediyordu ki, hafif bir iç çekiş duydum aşağıda bir yerlerden. Camda buruşuk yüzünün ortasında yaşlarla parlayan gözleriyle dalgın bize bakıyordu. Yumuşacık bir sesle kendi kendine konuşur gibi anlatmaya başladı:
“ Ben
de kız kardeşimle Mersin’ de oturuyordum genç bir kızken. O kadar güzeldim ki bütün gençler saçlarıma hayrandı. Adana’ da yatılı öğretmen okulunda okuyordum. Hafta sonlarını iple çekerdim Mersin’ e evime gitmek için. Kız kardeşim istasyona beni karşılamaya gelirdi. O da çok güzel bir kızdı." Gülümseyerek, özlemle gayet düzgün cümlelerde biraz daha anlattı, sonra sessizce içeri, karanlığına çekildi.
Bu tesadüf beni hem şaşırtmış hem de biraz üzmüştü. İlk defa daha bir başka gözle görmeye başlamıştım kendisini. Onun da bir zamanlar genç hem de çok güzel, hayat dolu, kültürlü, mutlu, aşık, yaşamı seven biri olduğu gerçeği hem yüreğimi burkmuş, hem de korkutmuştu doğrusu.
İlereleyen günlerde, bir hafta sesinin soluğunun çıkmadığını fark eden apartman görevlisi ısrarla kapıyı çalınca, salonda, cama yakın bir yerde düşüp ayağını kırdığını öğrendik. Aç bi- ilaç öylece oturuyordu. Aklıma geleni uygulamaya başladım. Her gün yemek pişirip bir torba içinde camdan almasını sağladım. Bunun için de seslenmem gerekiyordu ve adının Sevim olduğunu o zaman öğrendim. En çok hangi yemeği istiyorsa onu yapıyordum. Salon, benim yolladığım yemeklerin boş kutularıyla dolmuştu. Tabii koku eskisinden de beter. Artık Paçoz bile dayanamıyordu kokuya. Tabi altındaki komşu da. Ev sahibini bir kere daha çağırdık. Kapıyı anahtarla açtık. Gördüğümüz manzara korkunçtu. Israrlarımıza rağmen doktora gitmeyen Sevim teyzenin ayağı tamamen çürümüştü. Camın önündeki sandalyede öylece oturuyordu.
Birkaç gün sonra, iple sarkıttığım torbayı almadı. Halbuki biraz gecikince radyatöre vurarak hatırlatırdı. Seslendim… Seslendim. Uzatmadı elini sabırsızlıkla düğümünü çözdüğü ipe.
Çağrılan polisle birlikte kapı açıldı, doktor raporu, birkaç soru, tutanak vs. O gece yatağına yatırdılar. Kedileri yanından aldılar. O aşağıda cansız yatarken ben de onu, uzun ikiye örülü saçlarıyla, önce koşup oynayan bir çocuk, sonra öğretmen olmak için okuyan, mutlu, aşık bir genç kız olarak düşündüm. Ve onu bu hale getiren o uzun süreci. Bol bol ağladım o gece.
Sevim Teyze’ den geriye içi bembeyaz dantellerle tertemiz çeyizlerle dolu bir sandık, bir de kitaplarla tıka basa dolu ikinci bir sandık kalmıştı. Apartman görevlisi şaşkın “ ne kitaplar vardı Asuman Abla bir görsen, inanır mısın İncil bile vardı” dedi. Babamın kitaplığını ve kitaplarının arasındaki İncil’ i hatırladım. Görüp de “aaa baba ama İncil bu” demiştim şaşırarak. Gülmüştü telaşıma. “Aydın olmanın ilk şartı bu. Araştırmak, okumak ve öğrenmek. Her neyi merak ediyorsan.”
Bir aydın öğretmenden bir çöp kadına ne dönüştürür ki insanı...
Nurlar içinde yat Sevim Teyze…
Bu Blogda Ara
Contributors
Blog Listem
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
Merhaba,7 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
Bi arkadaşa bakıp çıkıyorum10 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
Merhaba demeye geldim...11 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
TAŞINDIM...15 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
İzleyiciler
Yazı Arşivi
-
►
20
(5)
- ► Eylül 2020 (1)
- ► Ağustos 2020 (3)
- ► Temmuz 2020 (1)
-
►
17
(4)
- ► Nisan 2017 (1)
- ► Şubat 2017 (1)
-
►
16
(1)
- ► Şubat 2016 (1)
-
►
15
(1)
- ► Ağustos 2015 (1)
-
►
14
(16)
- ► Aralık 2014 (1)
- ► Eylül 2014 (2)
- ► Ağustos 2014 (1)
- ► Haziran 2014 (1)
- ► Mayıs 2014 (2)
- ► Nisan 2014 (4)
- ► Şubat 2014 (1)
-
►
13
(44)
- ► Aralık 2013 (3)
- ► Kasım 2013 (3)
- ► Eylül 2013 (6)
- ► Ağustos 2013 (3)
- ► Temmuz 2013 (1)
- ► Haziran 2013 (1)
- ► Mayıs 2013 (3)
- ► Nisan 2013 (7)
- ► Şubat 2013 (3)
-
►
12
(96)
- ► Aralık 2012 (2)
- ► Kasım 2012 (4)
- ► Eylül 2012 (16)
- ► Ağustos 2012 (7)
- ► Temmuz 2012 (5)
- ► Haziran 2012 (8)
- ► Mayıs 2012 (10)
- ► Nisan 2012 (14)
- ► Şubat 2012 (8)
-
►
11
(179)
- ► Aralık 2011 (19)
- ► Kasım 2011 (38)
- ► Eylül 2011 (14)
- ► Ağustos 2011 (17)
- ► Temmuz 2011 (8)
- ► Haziran 2011 (14)
- ► Mayıs 2011 (11)
- ► Nisan 2011 (9)
- ► Şubat 2011 (10)
-
►
10
(152)
- ► Aralık 2010 (12)
- ► Kasım 2010 (12)
- ► Eylül 2010 (9)
- ► Ağustos 2010 (12)
- ► Temmuz 2010 (7)
- ► Haziran 2010 (12)
- ► Mayıs 2010 (11)
- ► Nisan 2010 (17)
- ► Şubat 2010 (11)
-
►
09
(186)
- ► Aralık 2009 (22)
- ► Kasım 2009 (22)
- ► Eylül 2009 (17)
- ► Ağustos 2009 (24)
- ► Temmuz 2009 (19)
- ► Haziran 2009 (20)
- ► Mayıs 2009 (20)
- ► Nisan 2009 (8)
- ► Şubat 2009 (5)
Müzik
Popüler Yazılar
-
Büyük Usta, önündeki devâsâ tuale son rötuşlarını yapıyor... Önündeki dev palete göz atıyorum. Hemen hemen boşalmış gibi. Yeşili çoktan sıyr...
-
Geçenlerde kızkardeşlerin en tatlısı elinde devasa bir poşetle kapımdan içeri girdi. Yüzündeki maskenin sıkıntısı, çok seyrek sokağa çık...
-
Bir açıklama ve bir özür. Medyada bir kaç kez yaşamını kaybettiği haberleri çıkınca ve çok ciddi has...
-
Uzun uzun yürüdükten sonra yorgun argın evime ulaştım. Ayakkabılarımı antredeki dolaba bırakıp hemen banyoya geçtim, uzun uzun e...
-
Biraz umut kırgın gönüllere, biraz ışık fersiz gözlere, biraz teselli yaslı ailelere, biraz güç yorgun vücutlara, biraz neşe gülmeyi unutan ...
-
TANRININ RAHATSIZLIĞI 18.Yüz yılın ortalarında ... (1788 - 1860) *Şu dünyayı Tanrı yarattıysa, onun yerinde olmak i...
-
Akşamlar inerken mavi sulara Bir kırık cam olur ufukta güneş Vecdine layık o hülyalı bakışlara O hem bir neşedir hem de elem ruhlu eş....
Etiketler
- 2010
- 2011
- 27 mayıs İhtilali
- 7 numara
- ABD
- abla
- acemilik
- açlik
- Adıyaman
- afet
- ağabey
- ağaç
- Ağustosta Rapsodi
- aile
- akraba
- akrostiş
- akşam
- Albatros
- alış-veriş
- alışkanlık
- alışveriş
- alışveriş tutkusu
- Ali Muhittin Hacı Bekir
- Alphonse de Lamartine
- amatörlük
- anı
- anılar
- anılar...
- anlaşma
- anlayış
- anma
- anne
- anneanne
- anneler günü
- Antalya
- apartman hayatı
- arayış
- arıza
- Arka Pencere
- arkadaş
- armağan
- aşı
- aşk
- aşure
- Atatürk
- ateş böceği
- atom bombası
- Attila İlhan
- ATV
- ATV şarkı
- Avustralya Açık Tenis
- ayaz
- ayrılık
- aziz nesin
- B.Necatigil
- baba
- Babalar Günü
- bahar
- bahçe
- balkon
- banka
- Barbra streısand
- barış
- başarı
- başlangıç
- Baudelaire
- Bauelaire
- Bayrak
- bayram
- Beatles
- bebek
- bekir sıtkı erdoğan
- beklentiler
- BEN
- beste
- beşiktaş
- Betty Smith
- beyaz dizi
- beyaz diziler
- beyaz roman
- Bhagavatgita
- bilgisayar
- Bir genç kız Yetişiyor
- Bir sarkısın sen
- Bir Şarkısın Sen
- birlik ve beraberlik
- birliktelik
- bitki
- biyografi
- blog
- blogger
- börek
- Buddha
- bugün
- bulmaca
- buluşma
- buzdolabı
- Bülent Ecevit
- Cahit Sıtkı Tarancı
- can yücel
- Capra
- cehalet
- centilmen
- cesaret
- cevaplar
- cezerye
- cinayet
- cocuk
- cocuk.
- cocukluk
- Cronin
- Cumhuriyet
- Cüneyt Gökçer
- çalışma hayatı
- çaresizlik
- çay
- Çığlık
- çınar
- çiçek
- çiçekler
- çiğ
- çocuk
- çocuklar
- çocukluk
- çöp
- dalgınlık
- Daltonlar
- damat
- Damdaki Kemancı
- dans
- davetiye
- dayak
- dedikodu
- Defne Joy Foster
- demirhindi
- deneyimler
- deniz
- deprem
- dergi
- destan
- dilek
- dilekler
- dinlenme
- disko kralı
- diyet
- dizi
- doğa
- doğallık
- doğum günü
- dolap
- Doris Day
- dost
- dostluk
- dostluk.
- dostlulk
- duygular
- düğün
- dül dül
- dünya
- dünya kadınlar günü
- Dünya Prematüre Günü
- düşmanlık
- düşünceler
- düşünceler.
- Ecevit
- edebiyat
- Edgar Allan Poe
- Ekim
- Ekrem Bora
- Elazığ depremi
- emek
- emekli
- eminönü
- Emirgân
- Engelliler
- ephraim kishon
- erişkin
- erişlilmezlik
- erkek
- eski yıl
- eşek
- eşyalar
- etiket metiket yok
- Etkinlik
- eve dönüş
- evlat
- Ey Aşk Nerdesin
- eylül
- ezan
- Ezel
- Fakir Baykurt
- fal
- fanatizm
- Farrah Fawcett
- fasulye
- felaket
- felsefe
- fenerbahçe
- fırtına
- Fikret Otyam
- film
- filozof
- final
- Firari
- firuze
- fono
- formüller
- fotoğraf
- Frank Sinatra
- Futbol
- gazanfer özcan
- gece
- geçim
- Geçmiş
- geçmişten şarkılar
- gelecek
- gelin
- genç kız
- gençlik
- gerçek
- geyik
- gezi
- gezinti
- giden sene
- Gitanjali
- giysiler
- Govinda
- gökkuşağı
- göl
- gönülçelen
- gösteri
- göze çarpmayan debdebe
- gözyaşı
- Grace Kelly
- grizu
- gül
- Gülümse
- gün batımı
- güncel
- güneş
- Güneydoğudan öyküler-Önce vatan
- Günlük yaşam
- güven
- güz
- güzellik
- güzellikler
- haber
- haberler
- Hacer Buluş
- Hacivat
- hafta sonu
- hak
- hala
- harika çocuklar
- hasta
- hastalık
- hayal kırıklığı
- Hayali Küçük Ali
- hayaller
- hayat
- hayvan
- hayvanlar
- hayvanlar alemi
- hazan
- hediye
- Herman Hesse
- hiciv
- Hindistan
- Hiroşima
- Hitchcock
- hobby
- Hollywood
- hoptirinam
- hoşgörü
- hoşluklar
- http://www.blogger.com/img/blank.gif
- huzur
- hüsran
- hüzün
- ıhlamur ağacı
- ışık
- ibadet sohbet
- içimizdeki çocuk
- içtenlik
- iftar
- ihmal
- İhsan Varol
- ikiyüzlülük
- ikram
- ilaç
- ilginç şeyler
- ilişki
- ilkbahar
- ilkokul
- İlkokul şiiri
- İnci Ertuğrul
- İngilizce
- insafsızlkık
- insan
- insan halleri
- insan olmak
- insanlık
- intikam
- İslamiyet
- istanbul
- isyan
- İş Bankası
- işçi
- iyilik
- Jacques Brel
- James Stewart
- Japonya
- Jean Moreas
- Jim Reeves
- kabuk
- kadın
- kadınlar
- kahvaltı
- kahve
- kalıplar
- kalite
- Kamer Genç
- kan verme
- Kandil
- kaplumbağa
- kar
- Karagöz
- karanfil
- karanlık
- kardeş
- karışık duygu ve düşünceler
- karmaşa
- katiam
- kavafis
- kayıp
- Kayserispor
- keder
- kedi
- kediler
- Kelime oyunu
- Kemal Burkay
- kerpiç
- keşke
- keyif
- kıskançlık
- kış
- kız kardeş
- kızkardeş
- Kim Novak
- kiracı
- kishon
- kişisel
- kitap
- koka kola
- kolbastı
- komedi
- komik
- komşu
- komşuluk
- konser
- konut
- korku
- Korolar çarpışoyor
- koşullu refleks
- köpek
- kuaför
- kupa
- Kurban Bayramı
- kuyruk-bilim
- kültürel mozaik
- Lale
- latife hanım
- lezzet
- lisan
- lise
- Liz Taylor
- maneviyat
- manzara
- Marsel İlhan
- masal
- masumiyet
- maymun
- mazi
- meclis
- medya
- Mehmet Topuz
- mektup
- merasim
- Mevlana
- mevsimler
- Meyva Zamanı
- Michael Jackson
- mim
- misafir
- misafirlik
- Misak- ı milli
- mizah
- Montaigne deneme
- moral
- Mr. Smith
- muhabbet
- Muhabbet Kralı
- Muhammed
- muhasebe
- Murathan Mungan
- mutfak
- Mutfak şarkıları
- mutluluk
- Müge Anlı
- müzik
- müzik nostalji
- Nagazaki
- Nazım Hikmet
- nefret
- nekahat
- Nirvana
- Nisan
- Nişan töreni
- Noktürn.
- nostalji
- okan bayülgen
- olay
- olgunluk
- on line alışveriş
- ordan burdan
- Orhan Kemal
- Orhan Veli
- orman
- oruç
- otobüs
- otokontrol
- oyun
- ozan
- ödül
- öfke
- öğrenci
- öğretmen
- Öğretmenler günü
- ölüm
- ölüm yıldönümü
- ömür
- öykü
- Öykü Atölyesi
- özgüven
- özlem
- Paçoz
- Paçoz..
- Paris
- pasta
- paylaşım
- paylaşmak
- pazar
- pazar alışverişi
- pazar günü
- Pazar sohbeti
- pembe dizi
- pencere
- Piknik
- pişmanlık
- plan ve programlar
- planlar
- plasebo
- Platters
- polis
- popülizm
- program
- programlar
- radyasyon
- radyo
- Ramazan
- Ramazan davulu
- Red kit
- reklamlar
- resim
- resmi bayramlar
- Reşid Behbudov
- Rilke
- rin tin tin
- Roland Garros
- roman
- romantik
- romantizm
- röportaj
- ruh yorgunluğu
- ruhat mengi
- rüya
- saat
- sabah
- sadakat
- Sadettin Kaynak
- safiyet
- Sağanak
- sağlık
- sahur
- Samana
- samimiyet
- sanal
- sanat
- sanatçı
- sanatkar
- Saroyan
- Satürn
- schumann
- sebze
- seçkin
- seçme saçma sohbetler
- sel
- Selimpaşa
- Selmi Andak
- sergi
- sevdiğim şeyler
- sevgi
- sevgi soysal
- sevgili
- sevgililer günü
- sevinç
- seyahat
- seyirlik
- Seyyare
- Shakespeare
- Show TV
- sıcak
- sıkma
- sıradanlık
- Sidarta
- Sigara
- simit
- sinema
- sipariş
- sis
- soğuk
- sohbet
- sonbahar
- soru
- sorular
- spiker
- star
- still life
- su yücel
- suikast
- şablonlar
- şafak
- şans
- şarap
- şarkı
- şaşkınlık
- şeker
- Şeker Bayramı
- şerbet
- şermin
- şiddet
- şiir
- şikayet
- tabak
- tabletler
- tagore
- tanışma
- tansiyon
- tantuni
- tarif
- tartışma
- taşınma
- tatil
- tedavi
- teknoloji
- telaş
- telefon
- televizyon
- temizlik
- tenis
- tenis turnuvası
- terlik
- tevfik fikret
- Tırpan
- tiyatro sahne
- tokat
- toplantı
- Tövbeler Tövbesi.
- Transfer
- tren
- TRT
- TSM
- Ttv
- Tuna Huş
- tutsak
- tuvalet
- tüketim
- Tülin Oral
- Türkan Saylan
- türkü
- TV
- Uğur Mumcu
- umut
- unutma
- uyku
- Üç Hür El
- ülke meseleleri
- ümit
- üretmek
- ütü
- vahşet
- vakit
- Vasuveda
- vatan
- William Holden
- William Wordsworth
- Wimbledon
- yağlıboya resim
- yağmur
- yalnızlık
- yaprak
- yarışma
- yaşam
- yaşlılık
- yatak
- yaz
- yeğen
- yeğenlerim
- yeme-içme
- yemek
- yemekteyiz
- yeni yıl
- yeni yıl kartları
- yesterday
- yıl dönümü
- yılbaşı
- yıldız
- yıldönümü
- yoksulluk
- yol
- yolculuk
- yolculuk.
- yorgünluk
- Young at Heart
- yönetici
- yün
- yürüyüş
- zaman
- Zeki Müren