çocukluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Siyah-beyaz ihtişam  

Posted by Asuman Yelen in , , , ,




Bu güne kızgınlığı arttıkça geçmişin sığınağına çekiliyor insan. Birkaç saatliğine de olsa. Yoksa nefes almak güçleşiyor.

Bu sabah, öyle bir güne uyandım yine. İçim sevgisiz, boğazım kupkuru. Bu güne küskün, bu güne ilgisiz. Elim, ruhum ister istemez uzandı geçmişe. Mutluluğu bulacağından emin... Güvenle...

Yine albümler kutular çıkarıldı dolaplardan çekmecelerden. Tek tek yaşandı yine bütün kareler. Bazıları sesleriyle kokularıyla taptaze. Bazıları ise neredeyse unutulmuş.

Bu kez, fotoğraflarla adeta bir tez hazırlarcasına çalıştım. Onları dikkatle inceledim. Tarih sırasına koydum. Analizler yaptım, sentezlere vardım. Sonuçları madde madde yazıyorum.

-Siyah-beyaz fotoğraflarla ilgili anılarım taptaze, yerli yerinde, renkler tüm canlılıklarını koruyor. Fotoğraflar renklendikçe anılar belirsizleşiyor.

-En parlak bakışlar, en tatlı tebessümler siyah-beyaz fotoğraflarda. Renkler arttıkça gülüşler yapaylaşıyor, giderek acılaşıyor, bakışlar donuklaşıyor. (Makinelerin çözünürlüklerindeki artışlarla alay edercesine)

-En büyük kalabalıklar, en neşeli enstantaneler, en eski fotoğraflarda kalmış. Yıllar arttıkça fotoğraflar tenhalaşıyor.( Fotoğraf çektirmek için bir araya gelmek lazım.)

-Sonunda bir zaman geliyor, insan zaten fotoğraf çektirmek istemiyor.

En başından sırayla, önceleri uzun uzun keyifle, çocukluk fotoğraflarımı inceledim. O günlere gittim. Sorunsuz, sorumsuz, oyunlar, oyuncaklar, arkadaşlar, sevgi, güven. Zaman geçtikçe, önce oyun ve oyuncakların, sorunlarla ve sorumluluklarla yer değiştirişini, sevginin ve güvenin ve en acısı da sevdiklerimizin, yaşantımızdan nasıl yitip gittiğini bir kez daha somut bir biçimde gözlerimle gördüm, elimden akıp giden o karton parçalarına bakarken.

Bir saate bir ömür... Yaşam böyle bir şey işte. Bir albüm ve bir kutuya sığacak kadar boyutsuz bir şey. Zaman da aynı, bir kutuyu açmak ve tekrar kapatmak arasındaki bir saatlik duygusal süreç. İçinde hem mutluluğu, hem gözyaşını ve bir sürü farklı duyguları barındırıyor, buruk bir öykü gibi.

Bir kez daha fark ediyorum ki mutluluk çocuklukta kalmış.

On sekiz yaşında, yeniyetme melankolik bir genç kız iken bunu sorgu- sual etmişim kendi kendime, çocukluğumu çocuksu dizelerimde sorgulamışım. Tekrar bir göz atmak istedim.

“Belki kayık salıncakta unuttum

İplerini sıkı sıkı sıkı tuttuğum

Belki sekerek yolladım

Bir kaydırak taşı ile çukura

Belki uçurtmamla birlikte

Salıverdim havalara

Belki yüreciğiydi

Ayağımın altında ezdiğim taş bebeğin

Belki hayatıydı dalından koparıp

Yapraklarını yolduğum çiçeğin

Belki düşüp yaraladığım dizimden

Akan bir damla kandı

Belki havuzda yüzdürdüğüm

Kağıt kayığımla birlikte parçalandı.

Attım belki bir horoz şekerinin

Çöpüyle birlikte yollara

Belki de uçtu gitti elimden

Sarı balonumla birlikte bulutlara…

Arıyorum, bulamıyorum

Yalnız anlıyorum.

Çocukluğumla beraber gitti anlıyorum

Ve araya giren yıllara

Lanet Okuyorum.”

Çekinerek yazdım, ancak, şimdi tekrar okuyunca, beğendiğimi fark ettim ve tüm dizelerimin bir kez daha altını çiziyorum. Buruk bir zevkle.

Herkese mutluluklar diliyorum.


2 Mayıs 2009 tarihinde yazılmıştır.


Öykü Atölyesi için hazırlanmıştır.


Siyah-beyaz ihtişam  

Posted by Asuman Yelen in , , , ,



Geçmiş’im geldi yine. Yine albümler, kutular çıkarıldı dolaplardan, çekmecelerden. Tek tek yaşandı yine bütün kareler. Bazıları sesleriyle kokularıyla taptaze. Bazıları ise tık uyandırmıyor.

Bu kez, resimlerle adeta bir tez hazırlarcasına çalıştım. Onları dikkatle inceledim. Tarih sırasına koydum. Analizler yaptım, sentezlere vardım. Sonuçları madde madde yazıyorum.

-Siyah-beyaz resimlerle ilgili anılarım taptaze, yerli yerinde, renkler tüm canlılıklarını koruyor. Fotoğraflar renklendikçe anılar belirsizleşiyor.

-En parlak bakışlar, en tatlı tebessümler siyah-beyaz resimlerde. Renkler arttıkça gülüşler yapaylaşıyor, giderek acılaşıyor, bakışlar donuklaşıyor.(Makinelerin çözünülürlüklerindeki artışlarla alay edercesine)

-En büyük kalabalıklar, en neşeli enstantaneler, en eski resimlerde kalmış. Yıllar arttıkça fotoğraflar tenhalaşıyor.( Resim çektirmek için bir araya gelmek lazım.)

-Sonunda bir zaman geliyor, insan zaten resim çektirmek istemiyor.

En başından sırayla, önceleri uzun uzun keyifle, çocukluk resimlerimi inceledim. O günlere gittim. Sorunsuz, sorumsuz, oyunlar, oyuncaklar, arkadaşlar, sevgi, güven. Zaman geçtikçe, önce oyun ve oyuncakların, sorunlarla ve sorumluluklarla yer değiştirişini, sevginin ve güvenin ve en acısı da sevdiklerimizin, yaşantımızdan nasıl yitip gittiğini bir kez daha somut bir biçimde gözlerimle gördüm, elimden akıp giden o karton parçalarına bakarken.

Bir saate bir ömür... Yaşam böyle bir şey işte. Bir albüm ve bir kutuya sığacak kadar boyutsuz bir şey. Zaman da aynı, bir kutuyu açmak ve tekrar kapatmak arasındaki bir saatlik duygusal süreç. İçinde hem mutluluğu, hem gözyaşını ve bir sürü farklı duyguları barındırıyor, buruk bir öykü gibi.

Bir kez daha fark ediyorum ki mutluluk çocuklukta kalmış.

On sekiz yaşında, yeniyetme melankolik bir genç kız iken bunu sorgu- sual etmişim kendi kendime, çocukluğumu çocuksu dizelerimde sorgulamışım. Tekrar bir göz atiim dedim.

“Belki kayık salıncakta unuttum

İplerini sıkı sıkı sıkı tuttuğum

Belki sekerek yolladım

Bir kaydırak taşı ile çukura

Belki uçurtmamla birlikte

Salıverdim havalara

Belki yüreciğiydi

Ayağımın altında ezdiğim taş bebeğin

Belki hayatıydı dalından koparıp

Yapraklarını yolduğum çiçeğin

Belki düşüp yaraladığım dizimden

Akan bir damla kandı

Belki havuzda yüzdürdüğüm

Kağıt kayığımla birlikte parçalandı.

Attım belki bir horoz şekerinin

Çöpüyle birlikte yollara

Belki de uçtu gitti elimden

Sarı balonumla birlikte bulutlara…

Arıyorum, bulamıyorum

Yalnız anlıyorum.

Çocukluğumla beraber gitti anlıyorum

Ve araya giren yıllara

Lanet Okuyorum.”

Çekinerek yazdım, ancak, şimdi tekrar okuyunca, beğendiğimi fark ettim ve tüm dizelerimin bir kez daha altını çiziyorum. Buruk bir zevkle.

Herkese mutluluklar diliyorum.

Blog Widget by LinkWithin