Ben sadece:"Akşam yusyuvarlak dolunay KADEM
ağacının dallarının arasına takılacak olursa,
kimse onu yakalayamaz mı?..." dedim.
Fakat abim bana güldü ve dedi :
"Bebek, sen şimdiye kadar tanıdığım çocukların
en tuhafısın. Ay bizden o kadar uzaktır ki...
Kim onu tutabilir?..."
Dedim:
"Abi, ne delisin sen!... Biz aşağıda oynarken annemiz
penceresinden eğilip baktığı ve gülümsediği zaman
onun taa uzaklarda olduğunu söyleyebilir misin?"
Abim yine:
"Sen budala bir çocuksun! Hem, ayı tutacak kadar büyük
bir ağı nereden bulabileceksin bebek? " dedi.
" Ben, eminim ki ayı ellerinle tutabilirsin!" dedim.
Fakat abim güldü. " Sen şimdiye kadar gördüğüm
çocukların en ahmağısın.
Eğer daha yaklaşsa, ayın ne kadar büyük
olduğunu anlarsın."
"Abicim" dedim, "sana okulda ne saçma şeyler
öğretiyorlar!...
Anne bizi öpmek için başını üzerimize doğru eğdiği
zaman, yüzü hiç büyük görünüyor mu?..."
Abim daha hâlâ:
"Sen aptal bir çocuksun..." diyor.
R.Tagore-Büyüyen Ay
Ben de diyorum ki:
Tüm blogger dosylarımın anneler günü kutlu olsun.....
Kalbini kapama.
Hayır dostum, sözleriniz karanlık anlayamıyorum.
Gönül, bir gözyaşı yahut bir melodiyle
teslim olmak için yaratılmıştır, sevgilim.
Hayır dostum, sözleriniz karanlık anlayamıyorum.
Sevinç, bir damla şebnem gibi narindir, gülümseyerek ölür.
Fakat elem sağlam ve dayanıklıdır.
Bırak gözlerinde elemli bir aşk uyansın.
Hayır dostum, sözleriniz karanlık anlayamıyorum.
Lotüs çiçeği, güneşte açılıp ölmeyi,
gonca halinde ebedi bir kış yaşamaya yeğler.
Hayır dostum, sözleriniz karanlık anlayamıyorum.
R. Tagore
Bir defa için ey yolcu tedbirsiz ol, ve yolundan dön,
uyanık olduğun halde bir sis ağının içinde hapsolmuş
güneş gibi kal...
Fena yolun sonundaki yolunu şaşırmış kalplerin bahçesini ihmal etme,
orada, güzel suların denizde kayboldukları yerde çimenler
kendi kendilerine açmış çiçeklerle doludur...
Uzun zaman, dinlenemeden, faydasız senelerin getirdiği mükâfatın
üzerine titredin, bunlar artık dağılsın,
sana her şeyi kaybetmiş olmanın ümitsiz zaferi kalacak...
R.TAGORE
Firari' den
Gözlerinde bu yaşlar neden, çocuğum?
Seni böyle daima azarlamaları ne müthiş? Yazı yazarken
yüzünü ve parmaklarını mürekkeple boyamışsın. Bunun
için mi sana kirli diyorlar?
Ne ayıp!...
Yüzünü mürekkeple bulaştırdı diye
onlar tolon aya kirli demeye cesaret edebilirler mi?
Her ufak şey için seni yeriyorlar çocuğum, onlar yok yere kusur bulmaya
her zaman hazırdırlar…
Oyun oynarken elbiseni yırttın…Bunun için mi sana
çapaçul diyorlar.
Ne ayıp!. ..Parça parça bulutların
ar asından gülümseyen bir
sonbahar sabahına,
nasıl bir ad takabilecekler, bakalım?
Onların sana her söylediklerine kulak asma, çocuğum. Onlar senin kabahatlerini uzun uzun
anlatır dururlar.
Senin tatlı tatlı yiyecekleri ne kadar sevdiğini
herkes bilir. Onun için mi sana obur diyorlar?
Ne ayıp!...Öyle ise seni seven bizlere ne diyecek, ne isim verecekler bakalım.
R.Tagore
Büyüyen Ay
Hep sevgiyle kalalım...
Dünyamız için, göğün busesini kazanan bu küçük kalbi, bu beyaz ruhu takdis ediniz.
O, günesin ışığını sever, o annesinin yüzüne bakmayı sever.
O, tozu toprağı hor görmeyi ve maddiyatı sevmeyi öğrenmemiştir.
Onu kalbinize bastırınız ve takdis ediniz.
O, bu yüz yol ağzındaki ülkeye geldi.
Kalabalığın arasından sizi nasıl seçti, kapınıza geldi, ve yol sağlığı almak için elinizi
yakaladı, bilmem.
O kalbinde bir tek kuşku olmadan gülüp konuşarak sizi izleyecek.
Onun inancını azaltmayınız, onu doğru yola götürünüz ve takdis ediniz.
Elinizi onun başına koyunuz, ve altındaki dalgalar gittikçe tehdit etse, coşsa da, yine
yukarılarda hava gelip yelkenlerini şişirmesi ve onu selamet limanına usul usul
götürmesi için dua ediniz.
Bırakınız kalbinize girsin aceleniz arasında onu unutmayınız.
Ve onu takdis ediniz.
R.TAGORE
Büyüyen Ay
Tagore ile başladım, onunla veda etmek istedim...
Bugün elime ulaşan bir arkadaşımın el emeği bu güzel resme uzun uzun baktım.
Uzun uzun düşündüm hangisinin yerinde olmak istediğimi, bir türlü karar veremedim :)
Ama Ganj Nehrinin oralarda, derme çatma bir kulübecikte sevgiyle koşuşturan ayağı
halhallı keyifli, evcimen bir Hintli kadın olma hayalim depreşiverdi yine.
Neyse, bu resme, en sevdiğim, en anlamlı parçayı iliştirip veda etmek fikri en güzeli
gibi geldi.
Neden veda derseniz, tadında, kararında ve sevgiyle bitirmek istedim.
Ve o gün bu gündü.
Tüm dostlarıma, herşey için, başta dostlukları için teşekkür ediyorum.
Ve...
İlk yazmaya ilk başladığım zamanlardaki gibi.
Hep Sevgiyle Kalın diyorum...
Dünyanın oluşumundan itibaren, Himalaya, toprağın tırtılmış koynundan çıkarak,
güneşe zirveden zirveye meydan okuyordun...
Sonra kendi kendine : "Daha yukarıya çıkma" dedin, ve sana, kaçıp giden bulutları
sevdiren coşkun duruldu ve sonsuzluğu selamlamak için durdun...
İşte o zamandır ki nazlarında özgür olan Güzellik seni çiçekler ve kuşlarla donattı.
Sen, çekildiğin köşende, dizlerinde taştan sayısız sayfaları açılmış çok eski bir kitap
taşıyan bir alim gibi duruyorsun. Bilmiyorum hangi efsane orada çizilidir.
Acaba ilahi münzevi Shiva' nın ilahi aşık Bhavani ile birleşmesinin efsanesi mi...
Yoksa kudretin şefkatle birleşmesinin trajedisi mi?...
R.Tagore
FİRARİ' den
Bir de cümlecik aynı kitaptan. Gözüme illişiveren...
"Ve uyandıktan sonra insan, unutmak için gülümseyemez."
Lotus çiçek açtığı gün, yazık, başka yerlerdeydi aklım,
anlayamamıştım. Sepetim boştu ve ihmal edildi çiçek.
Ara sıra bir hüzün çökerken üzerime, uyandım düşümden, güney
rüzgarında garip bir rayihanın hoş izini buldum.
Bu belli belirsiz hoşluk özlemle doldurup sızlattı yüreğimi, ve bu bana,
kemale ermeyi uman hevesli yaz soluğu gibi geldi.
O zaman bilemedim bana nasıl da yakınmış o, benimmiş,
bu mükemmel hoşluk benim gönlümün derinliğinde çiçek açmış...
R. TAGORE
Gitanjali' den.
Türkçesi: Aytek Sever
Not: Bu harika eserin yepyeni çevirisiyle yeni baskısını bulup gönderen Leylak' cığıma, hem
ince düşüncesi için, hem de bu olağanüstü güzellikteki dizelerin benim için daha anlaşılır
olmasını sağladığı için sonsuz teşekkürler ediyorum.
..........
Seninle benim aramda olan bu sevgi, bir türkü kadar sadedir.
"Bugün" ün ötesinde hiç bir sır yok.
İmkansızlıklar için uğraşma, didinme yok...
Bu tılsım arkasında gölge bulunmaz,
karanlıkların derinliğinde el yordamiyle gidilmez.
Seninle benim aramda olan bu sevgi bir türkü kadar sadedir.
Biz bütün dünyalardan sıyrılıp, ebedi sükunete varmayız.
Ellerimizi ümidimiz olmayan şeyler için de boşluğa uzatmıyoruz.
Alıp verdiğimiz bize yeter.
Acı şarabı çıkarmak için neşeyi son damlasına kadar ezmiş değiliz.
Seninle benim aramda olan bu sevgi bir türkü kadar sadedir.
R. Tagore.
Bahçıvan
Sevgililer gününüz kutlu olsun...
Yaratılış daha yeni olduğu ve bütün yıldızlar ilk görkemleriyle parıldadıkları zaman,
tanrılar gökte meclislerini kurdular, ve:
"Ey mükemmeliyet tanımlaması, katışıksız neşe !..." diye keyifle şarkılar söylediler.
Fakat birisi birdenbire bağırdı :
" Işık dizisinin bir yerinde bir kopuk var ve yıldızlardan biri kaybolmuş gibi geliyor
bana..."
Harplarının altından telleri koptu. Türküleri sustu. Dehşet, korku ile bağırıştılar.
"Evet, bu kaybolan yıldız en güzeliydi. Bütün göklerin şanı, zaferiydi o..."
O günden beri, onun aranması hiç bitip tükenmez, ve onunla, dünyanın biricik
neşesini kaybettiği feryadı birinden ötekine ulaşır.
Yalnız gecenin en derin sessizliğinde yıldızlar gülümser ve aralarında fısıldaşırlar:
" Bu arama boşunadır. Herşeyin üstünde, burada dört dörtlük bir güzellik hüküm
sürmektedir!"
Sır Rabındranath TAGORE
Gitanjali' den.
Aşk
Posted by Asuman Yelen in aşk, Attila İlhan, Nazım Hikmet, Reşid Behbudov, şiir, tagore, tevfik fikret
Bugün sanal alemde aylak aylak dolaşırken yüreğim bir Azeri türküye tutsak
oluverdi.
Yanık sesli bir tenor çekti beni önce ve sonra o sözler...
Bir sevda türküsüydü. Üç beş basit kelimeyle çarpıldım. Kalakaldım.
Aşk hakkında, bildiğim, sevdiğim ne varsa, şiir, şarkı, hepsini aklımdan
geçirdim ardından. Hatırladıkça yoğunlaştım. Duygusallaştım.
Sonra elim şiir defterime uzandı. Şiir kitapları yığıldı önüme. Aşka dair ne varsa
tekrar okudum tek tek. Beni en çok etkileyenleri buldum çıkardım.
İşte en eskilerden bir tane... Tevfik Fikret' ten.
"Gökyüzü güneşsiz ve kapkaranlık kalsa da bedenim bir yolunu bulur, yaşamını
sürdürür, ama ruhum, sensizliğin yarattığı incinmişlikle asla" derken aşık, nasıl
da anlam yüklüyor sevdiğine,
"Sen olmasan...
Seni bir lâhza görmesem yâhut,
Bilir misin ne olur?
Semâ, güneş ebediyyen kapansa, belki vücud
Bu leyl-i serd ile bir çâre-i teennüs arar,
Ve bulur;
Fakat o zulmete mümkün müdür alıştırmak
Bütün güneşle, semâlarla beslenen rûhu,
Bu rûh-ı mecrûhu? .. "
.....
İşte bir muhteşem aşk da Tagore' dan. Naif ama asla ezik değil. Maskesiz,
iddiasız. Gurur perdesine gizlenmeden. Cesaret isteyen bir tevazuyla...
"Beni bağışla Aşkım,
aşkımı hoşgör artık
Beni hoşgör, beni bağışla,
Seni seviyorum.
Yolsuz yordamsız bir kuş gibi öksendeyim
Yüreğim tir tir, örtüsünden kurtulmuş
Şimdi yoksul, şimdi çırılçıplak, şimdi soyunuk
Acını esirgeme benden,
ko sarınsın yüreğim
Ko giyinsin, ko kuşansın,
ko örtünsün.
Sonra
beni bağışla Aşkım,
beni hoş gör,
Seni Seviyorum."
......
Nazım Hikmet' ten, hüzünlü, özlem dolu üç beş mısra...
"Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey,
Dünyanın en güzel sesinden
En güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey...
Fakat artık ümit yetmiyor bana,
Ben artık şarkı dinlemek değil,
Şarkı söylemek istiyorum."
Ve Attila İlhan' ın umutsuz, buruk aşkı...
"Sen benim hiçbir şeyimsin
Yabancı bir şarkı gibi yarım
Yağmurlu bir ağaç gibi ıslak
Hiç kimse misin bilmem ki nesin
Uykumun arasında çağırdığım
Çocukluk sesimle ağlayarak
Sen benim hiçbir şeyimsin "
Ve işte beni en çok etkileyen veda parçası. Yine Tagore' dan. (Firari' den)
Romantik...Hüzünlü...Samimi...Kararlı...
"Merhamet dolu bakışınız benim üzerimde durmadığı için Mes' udum sevgilim...
Gecenin büyüleyiciliği ve veda kelimelerim, teessür sözleriyle birlikte, yalnız
göz kapaklarıma yaşlar biriktirdi...
Lâkin nerede ise gün doğacak ve göz yaşları için vakit kalmayacak.
Kim unutmanın imkansız olduğunu inkâr ediyor...
Ormanın alevleri külden döşeklerinde uyuyorlar; sizinle ben de birbirimizi
terkediyoruz ve bizi ayıran mesafe nerede ise vahşi otların ve açılmış çiçeklerin
arasında kaybolacak..."
Ve bana tüm bunları hatırlatan o güzelim şarkının sözleri. Kimin yazdığı belli
değil. Anonim.
Dünyanın herhangi bir yerinde, herhangi bir evde, herhangi biri tarafından,
herhangi bir zamanda yazılmış.
Tüm diğerleri kadar seven biri tarafından... Yalın...İddiasız...Yürekten...
"Küçelere su sepmişem
Yar gelende toz olmasın
Eyle gelsin eyle gitsin
Aramızda söz olmasın"
Aşık, sokaklara sular serpmiş, sevdiği geldiğinde toz olmasın diye (eğer gelirse
belli değil)
Sonra da semavere çay, bardaklara şeker koyup beklemeğe devam etmiş
sevdiğini.
"Samavara od salmışam
İstekana gend salmışam
Bir haftadır tek galmışam
Yarim gidip tek galmışam
Ne ezizdir yarim canım
Ne şirindir yarim canım"
Çay ve muhabbet. Yine bir arada...Ne hoş değil mi...
Muhabbetle kalın...
Buluşma yerime giden yola tek başıma çıktım.
Fakat bu sessiz karanlıkta beni izleyen kimdir?
Onun varlığından kurtulmak için kenara çekilir, fakat ondan kurtulamam.
O kurumlu yürüyüşüyle yerdeki tozları kaldırır, ve söylediğim her kelimeye yüksek sesini katar.
O benim öz küçük benliğimdir, sahibim.
O utanmak, arlanmak bilmez, fakat ben onunla birlikte senin kapına gelmekten utanırım.
Sır Rabındranath TAGORE Gitanjali' den
Çeviren: İbrahim HOYİ
..... Bütün insanlarda aynı ruh vardır, ama hepsinde aynı yağ bulunmaktadır.
Dünyada çeşitli diller, çeşitli lugatler var, fakat hepsinin de anlamı birdir.
Çeşitli kaplara konan sular, kaplar birleşirler, bir su halinde akarlar. ....
Mevlana Celaleddin Rumi
Şiirin ilkesi insanüstü bir güzelliği özlemesidir. Bu ilke bir coşkunlukta, bir ruh taşkınlığında kendini gösterir. Bu coşkunluk, aklın yoğurduğu hakikatın dışındadır.
Charles BAUDELAİRE
İlk şiir defterimin baş sayfasına yazdığım bu tanım o yaşta bana çok şey ifade etmemişti muhtemelen. Çok dertli bir çocuktum ve "İçe kapanış" la geceleri döktüğüm gözyaşlarının karşılığını bulmuştum. Baudelaire, görüverip de bakışlarında yakaladığım hüznü tanıdık bulduğum ilk anlamlı dostlarımdan biriydi. Sonraları elime geçirdiğim defterlerinden, bu şairin babamın da kadim dostlarından biri olduğunu öğrenince, bu bunalımlı dostu yaşamımdan hiç çıkarmadım. Ergen iken sadece sevmişken, yaşlandıkça anlamaya başladım. Çok hüzünlüydü. Nefret, isyan doluydu. Sert dönemlerimin halden anlayan dostuydu. Mutsuz, kaynağı hiç azalmayan sıkıntılarla dolu bir ozandı. Şiirle ve şarapla yeryüzüne katlanmaya çalışan, teselliyi bulutlarda arayan, mavi göklerin özgür Albatros' uydu o. İnançsız, bağımsız, acılı.
Bir güz göğüsünüz siz, güzel, aydınlık, pembe!
Ama bende bir deniz gibi yükselir de bun,
geri çekilirken, üzgün dudaklarımda hep
yakan tadını bırakır acı çamurunun.
Kötülük Çiçekleri Çeviri:Sait MADEN
Sonra Tagore...
Çok dertli ileri yaşlarımda, onun sevgi dolu dost bakışlarıyla karşılaştım. İsyanımı bastırdı. Beni yatıştırdı. Bu günümden aldı, sevgi dolu çocukluğuma, sevdiklerimin yanına götürdü. O da babamın eski dostlarındandı. Hep bahsettiği, dilinden hiç düşürmediği "Büyüyen Ay" ı ilk bir kaç kez okuduğumda bana hiç bir şey ifade etmemiş, hatta sıkmıştı.
Unutulup bırakıldığı yerden bir gün alıp yeniden göz attığımda, şaşkın gözyaşlarımın arasından sevgiyi gördüm satırlarının içinde. Sevgiyle saklamaya çalıştığı gizli hüznü yakaladım. Sanki karların buzların arasında üşümüşken sıcacık bir odaya girmiş gibi, ya da çöl ortasında sıcaktan bayılmak üzereyken geniş gölgeli bir çınar ağacıyla karşılaşmış gibiydim. Babamı yeniden bulmuş gibiydim.
Aşk ve sevgi adamıydı Tagore. Sevgi onun bünyesinde ete cana bürünmüştü adeta. Kadınları sevdi, karısını sevdi, tüm insanları, çocukları özellikle sevdi. Ülkesini sevdi. Uğruna kitaplar dolusu şiirler yazdığı karısını ve hemen ardından, çok sevdiği evlatlarını kaybetti. Yine sevdi. Tanrıya yöneltti tüm sevgisini. Tüm insanlığa, insana yöneltti.
Şimdi biliyorum ki gerçek sevgiyi anlamak için yaşamak, yaş almak gerekirmiş. Ve yine biliyorum ki derdi anlamak ve paylaşmak, "gerçek anlamda" sevgiyi anlamak ve paylaşmaktan çok daha kolaymış. İnanmak inkar etmekten, bağışlamak silip atmaktan çok daha fazla zormuş. Zor olan severek tahammül etmekmiş bu dünyaya, nefret edip herşeyden vazgeçmek yerine.
Bu iki sevgili ozan benim etrafımdan hiç ayırmadığım iki dostum olmuştur. Çok kızgın olduğum , ihanete uğrayıp içim nefretle dolduğu zaman ta tepelere, bulutların arasına çıkar, başımı Baudelaire' in omuzuna yaslarım. Her zaman bana söyleyecek bir sözü bulunur. Beni dinler, teselli eder ama yanında uzun boylu kalmama izin vermez. O zaten yalnızlığı sever.
Sonra, önce yeryüzüne iner, ardından eğer hala yalnız hissediyorsam, bu kez daha da derinlere, sevgisi ile bilgeliğinin yüküyle indiği, tevazuyla saklandığı, engin denizlerin derinliklerine Tagore'ın yanına iner önce anlatmak, sonra usulca sazını dinlemek üzere dizlerinin dibine otururum.
Bana der ki:
Dostum;
kalbinin sırrını kendine saklama.
Anlat bana!...
Usulca
ve bana yalnızca.
Nazlı nazlı gülümserken
fısıldayıver kulağıma usulca.
İnan ki
kulaklarım değil;
yüreğim duyacaktır bu sesi,
Bak gece ıssız,
evse sessiz.
Ve kuş yuvalarında
yalnızca uykular kanat çırpıyor.
Anlat!...
Kararsız gözyaşlarınla;
ürkek gülümsemelerinle.
Anlat!...
Tatlı utancınla;
pas tutan acılarınla.
Anlat bana!...
Kalbinin sırrını
bana anlat.
Anlat
R.TAGORE
Çeviri:Fahri ÖZDEMİR
21 Mart Dünya Şiir Günü nedeniyle...
Hep sevgiyle kalalım...
Hayatım taze iken bir çiçek gibi idi. Öyle bir çiçek ki, katmerliliğinden, bir veya iki yaprak düşse de bahar rüzgarı kapısına gelip dilendiği zaman bu kaybı asla duymaz.
Şimdi, gençliğinin sonunda, hayatım, idare edecek hiç bir şeyi olmayan, ve bütün tatlılık yüküyle kendisini tamamiyle teslim etmeyi bekleyen bir meyva gibidir.
Gecem, keder yatağında geçti, ve gözlerim yorgundur. Sıkıntılı kalbim, kalabalık neşelerle dolu olan sabahla buluşmaya henüz hazırlanmış değildir.
Bu çıplak geceye bir örtü çek, ve bu göz kamaştıran parıltıyı ve hayat raksını bir tarafa işaret ederek yanımdan uzaklaştır.
Senin nazik karanlık manton beni katlarının içine alsın, ve bir müddet dünyanın baskısından acılarımı korusun.
R.TAGORE
Yazarın Meyva Zamanı isimli eserinden alınmıştır.
Çeviri : İbrahim HOYİ
Yağan yağmurcuktu
Varıp kulağına
Dedi yaseminin:
"N'olursun hep yüreğinde tut beni!...
İç çekti yavaştan - ağırdan
Sonra toprağa düştü.
ASIL SENSİN
Ey aşk
Acının lambası elinde
Ansızın geliverirsin
Bir baktım mı yüzüne
Anlarım - mutluluk
Asıl sensin
BENİ AN
Beni an ben yokken
Ben yokken - ben sıladayken
Ben gittiğimde beni an
Yıldızlı suskunluğun kıyısında
Gün batarken - son ışıklara
Bakar gibi - beni an
Arasıra...
Sadece bu resim bana aittir
Diğerleri alıntıdır
Vurur dalgalarını yüreğim
Kıyılarına dünyanın
"Seni seviyorum..."
İmza gözyaşlarımdır.
R.Tagore
Tüm dostların Sevgililer Günü kutlu olsun....
Vee......
Hep sevgiyle olalım...
Orada, senin hayalini tutabilen gökten başka ne var, ey güneş ?...
Çiğdem ağladı, ve dedi: "Seni düşünür, rüyamda görür, fakat sana hizmet etmeyi asla ümid edemem... Seni, kendime hasretmek için çok küçüğüm büyük sahib, ve hayatım bütün gözyaşlarından ibarettir."
"Hudutsuz göğü aydınlatırım, buna rağmen minik bir çiğ katrasına kendimi bütün bütün terk ve teslim edebilirim..." Böyle dedi güneş, "Ben yalnız bir ışık kıvılcımı olacak ve seni tamamlayacağım, ve senin küçük hayatın gülen bir küre olacak."
Rabindranath Tagore
Yaklaşık bir saat kadar önce yağmur sonrası çektiğim fotoğrafları incelerken gözüme ilişen bu kare, Tagore' un çok yeni elde edebildiğim (Can' ımın yeni yıl sürprizi) ve her bir parçasını sindire sindire okuduğum "Meyva Zamanı" isimli eserinden dün gece geç vakit beni göz yaşlarına boğan bu parçasını hatırlattı. Bana çok hoş bir sürpriz gibi gelen bu hoş birlikteliği bloguma taşımadan edemedim. Parçanın adını da ben uzun uzun düşündükten sonra koydum.
Sen beni ebedi kıldın. Ve işte senin zevkin, neş' en böyledir. Sen bu narin, dayanıksız kadehi tekrar ve tekrar boşaltır ve durmadan taze hayatla doldurursun.
Sen bu kamıştan minimini flütü dere tepe dolaştırdın ve onunla ebediyyen yeni nağmeler üfledin.
Senin ellerinin ölmez dokunuşu ile kalbim neş' e içinde kabına sığmaz, kendisini kaybeder ve tarif edilmez sesler çıkarır.
Senin ucu bucağı olmayan hediyelerin bana yalnız bu küçük ellerimle gelir. Devirler, asırlar geçer ve sen hâlâ bu hediyeleri yağdırırsın. Yine de ellerimde onları alacak yer vardır.
İkibindokuzun bu son sabahında, çok sevdiğim ve blogumu eserleriyle doldurmaya niyetli ve kararlı olduğum sevgisi babam kanalıyla genlerime yerleşmiş büyük şair TAGORE' un başucu kitaplarımdan biri olan GİTANJALİ (Nefesler) isimli eserinin en sevdiğim ilk parçasını yazmak ve yılı tanrıya minneti anlatan bu parçayla kapatmak istedim. Kendime küçük bir hediye...
Tüm blogger dostlarımın yeni yılını kutluyorum...
Hep sevgiyle kalalım...
ayağının tozuna
nem versa benlik adına
boğsun gözyaşım
bana gelen her san
lekedir onuruma
ölüm getirir her an
çevrende dolanışım
nem varsa benlik adına
boğsun gözyaşım
benim adım verilmesin
gördüğüm işe
benim ömrümde senin isteğin
gerçekleşe
pürüzsüz sükununla sar beni
eşsiz güzelliğinle sar
gel dur da gönlümün nilüferinde
ben görünmez olayım
nem varsa benlik adına
gözyaşımla boğayım
Bengalce aslından çeviren : Bülent ECEVİT
Şairin "Gitanjali" isimli eserinden alınmıştır.
Eğer bebek sadece istemiş olsaydı, şu an göğe uçabilirdi. Onun bizi bırakıp gitmemesi boşuna değildir.
O, başını annesinin göğsünde dinlendirmeyi sever ve onun gözünün önünden kaybolmasına asla dayanamaz.
Bebek, derin hikmet dolu sözcüklerin, konuşmaların, her türlüsünü bilir. Halbuki dünyada pek az kimse onların manasını anlar.
Onun asla konuşmak istememesi boşuna değildir. Kılık değişikliği ile gelmesi boşuna değildir.
Onun istediği biricik şey, annesinin sözlerini annesinin ağzından öğrenmektir. Onun için de bebek öyle saf görünür.
Bu küçük sevgili dilenci annesinin sevgi zenginliğini dilensin diye, son derece zavallı görünmek ister.
Bebek mini mini hilalin ülkesinde tüm bağlardan uzak, öylesine özgürdü ki…Onun özgürlüğünden vazgeçmesi boşuna değildir.
O, annesinin küçücük kalp köşesinde sonsuz sevinç için yer olduğunu, onun kollarıyla sarılmasının, sıkılmasının hürriyetten çok daha tatlı olduğunu bilir.
Bebek, nasıl ağlanacağını asla bilmezdi. O tam bir saadet ülkesinde yaşardı.
Onungözyaşları dökmeyi istemesi boşuna değildir.
Her ne kadar sevgili yüzünün gülmemesi ile, annesinin özlem ve sevgidolu kalbini, kendine çekse de önemsiz üzüntüler için küçücük ağlayışları da iki katlı sevgi ve acıma bağını örerler.
Sir Rabindrananath TAGORE
Parça yazarın Büyüyen Ay isimli kitabından alınmıştır.Sevgimle...
Bu Blogda Ara
Contributors
Blog Listem
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
Merhaba,7 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
Bi arkadaşa bakıp çıkıyorum10 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
Merhaba demeye geldim...11 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
TAŞINDIM...15 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
İzleyiciler
Yazı Arşivi
-
►
20
(5)
- ► Eylül 2020 (1)
- ► Ağustos 2020 (3)
- ► Temmuz 2020 (1)
-
►
17
(4)
- ► Nisan 2017 (1)
- ► Şubat 2017 (1)
-
►
16
(1)
- ► Şubat 2016 (1)
-
►
15
(1)
- ► Ağustos 2015 (1)
-
►
14
(16)
- ► Aralık 2014 (1)
- ► Eylül 2014 (2)
- ► Ağustos 2014 (1)
- ► Haziran 2014 (1)
- ► Mayıs 2014 (2)
- ► Nisan 2014 (4)
- ► Şubat 2014 (1)
-
►
13
(44)
- ► Aralık 2013 (3)
- ► Kasım 2013 (3)
- ► Eylül 2013 (6)
- ► Ağustos 2013 (3)
- ► Temmuz 2013 (1)
- ► Haziran 2013 (1)
- ► Mayıs 2013 (3)
- ► Nisan 2013 (7)
- ► Şubat 2013 (3)
-
►
12
(96)
- ► Aralık 2012 (2)
- ► Kasım 2012 (4)
- ► Eylül 2012 (16)
- ► Ağustos 2012 (7)
- ► Temmuz 2012 (5)
- ► Haziran 2012 (8)
- ► Mayıs 2012 (10)
- ► Nisan 2012 (14)
- ► Şubat 2012 (8)
-
►
11
(179)
- ► Aralık 2011 (19)
- ► Kasım 2011 (38)
- ► Eylül 2011 (14)
- ► Ağustos 2011 (17)
- ► Temmuz 2011 (8)
- ► Haziran 2011 (14)
- ► Mayıs 2011 (11)
- ► Nisan 2011 (9)
- ► Şubat 2011 (10)
-
►
10
(152)
- ► Aralık 2010 (12)
- ► Kasım 2010 (12)
- ► Eylül 2010 (9)
- ► Ağustos 2010 (12)
- ► Temmuz 2010 (7)
- ► Haziran 2010 (12)
- ► Mayıs 2010 (11)
- ► Nisan 2010 (17)
- ► Şubat 2010 (11)
-
►
09
(186)
- ► Aralık 2009 (22)
- ► Kasım 2009 (22)
- ► Eylül 2009 (17)
- ► Ağustos 2009 (24)
- ► Temmuz 2009 (19)
- ► Haziran 2009 (20)
- ► Mayıs 2009 (20)
- ► Nisan 2009 (8)
- ► Şubat 2009 (5)
Müzik
Popüler Yazılar
-
Büyük Usta, önündeki devâsâ tuale son rötuşlarını yapıyor... Önündeki dev palete göz atıyorum. Hemen hemen boşalmış gibi. Yeşili çoktan sıyr...
-
Bir açıklama ve bir özür. Medyada bir kaç kez yaşamını kaybettiği haberleri çıkınca ve çok ciddi has...
-
Geçenlerde kızkardeşlerin en tatlısı elinde devasa bir poşetle kapımdan içeri girdi. Yüzündeki maskenin sıkıntısı, çok seyrek sokağa çık...
-
Uzun uzun yürüdükten sonra yorgun argın evime ulaştım. Ayakkabılarımı antredeki dolaba bırakıp hemen banyoya geçtim, uzun uzun e...
-
Biraz umut kırgın gönüllere, biraz ışık fersiz gözlere, biraz teselli yaslı ailelere, biraz güç yorgun vücutlara, biraz neşe gülmeyi unutan ...
-
TANRININ RAHATSIZLIĞI 18.Yüz yılın ortalarında ... (1788 - 1860) *Şu dünyayı Tanrı yarattıysa, onun yerinde olmak i...
-
Akşamlar inerken mavi sulara Bir kırık cam olur ufukta güneş Vecdine layık o hülyalı bakışlara O hem bir neşedir hem de elem ruhlu eş....
Etiketler
- 2010
- 2011
- 27 mayıs İhtilali
- 7 numara
- ABD
- abla
- acemilik
- açlik
- Adıyaman
- afet
- ağabey
- ağaç
- Ağustosta Rapsodi
- aile
- akraba
- akrostiş
- akşam
- Albatros
- alış-veriş
- alışkanlık
- alışveriş
- alışveriş tutkusu
- Ali Muhittin Hacı Bekir
- Alphonse de Lamartine
- amatörlük
- anı
- anılar
- anılar...
- anlaşma
- anlayış
- anma
- anne
- anneanne
- anneler günü
- Antalya
- apartman hayatı
- arayış
- arıza
- Arka Pencere
- arkadaş
- armağan
- aşı
- aşk
- aşure
- Atatürk
- ateş böceği
- atom bombası
- Attila İlhan
- ATV
- ATV şarkı
- Avustralya Açık Tenis
- ayaz
- ayrılık
- aziz nesin
- B.Necatigil
- baba
- Babalar Günü
- bahar
- bahçe
- balkon
- banka
- Barbra streısand
- barış
- başarı
- başlangıç
- Baudelaire
- Bauelaire
- Bayrak
- bayram
- Beatles
- bebek
- bekir sıtkı erdoğan
- beklentiler
- BEN
- beste
- beşiktaş
- Betty Smith
- beyaz dizi
- beyaz diziler
- beyaz roman
- Bhagavatgita
- bilgisayar
- Bir genç kız Yetişiyor
- Bir sarkısın sen
- Bir Şarkısın Sen
- birlik ve beraberlik
- birliktelik
- bitki
- biyografi
- blog
- blogger
- börek
- Buddha
- bugün
- bulmaca
- buluşma
- buzdolabı
- Bülent Ecevit
- Cahit Sıtkı Tarancı
- can yücel
- Capra
- cehalet
- centilmen
- cesaret
- cevaplar
- cezerye
- cinayet
- cocuk
- cocuk.
- cocukluk
- Cronin
- Cumhuriyet
- Cüneyt Gökçer
- çalışma hayatı
- çaresizlik
- çay
- Çığlık
- çınar
- çiçek
- çiçekler
- çiğ
- çocuk
- çocuklar
- çocukluk
- çöp
- dalgınlık
- Daltonlar
- damat
- Damdaki Kemancı
- dans
- davetiye
- dayak
- dedikodu
- Defne Joy Foster
- demirhindi
- deneyimler
- deniz
- deprem
- dergi
- destan
- dilek
- dilekler
- dinlenme
- disko kralı
- diyet
- dizi
- doğa
- doğallık
- doğum günü
- dolap
- Doris Day
- dost
- dostluk
- dostluk.
- dostlulk
- duygular
- düğün
- dül dül
- dünya
- dünya kadınlar günü
- Dünya Prematüre Günü
- düşmanlık
- düşünceler
- düşünceler.
- Ecevit
- edebiyat
- Edgar Allan Poe
- Ekim
- Ekrem Bora
- Elazığ depremi
- emek
- emekli
- eminönü
- Emirgân
- Engelliler
- ephraim kishon
- erişkin
- erişlilmezlik
- erkek
- eski yıl
- eşek
- eşyalar
- etiket metiket yok
- Etkinlik
- eve dönüş
- evlat
- Ey Aşk Nerdesin
- eylül
- ezan
- Ezel
- Fakir Baykurt
- fal
- fanatizm
- Farrah Fawcett
- fasulye
- felaket
- felsefe
- fenerbahçe
- fırtına
- Fikret Otyam
- film
- filozof
- final
- Firari
- firuze
- fono
- formüller
- fotoğraf
- Frank Sinatra
- Futbol
- gazanfer özcan
- gece
- geçim
- Geçmiş
- geçmişten şarkılar
- gelecek
- gelin
- genç kız
- gençlik
- gerçek
- geyik
- gezi
- gezinti
- giden sene
- Gitanjali
- giysiler
- Govinda
- gökkuşağı
- göl
- gönülçelen
- gösteri
- göze çarpmayan debdebe
- gözyaşı
- Grace Kelly
- grizu
- gül
- Gülümse
- gün batımı
- güncel
- güneş
- Güneydoğudan öyküler-Önce vatan
- Günlük yaşam
- güven
- güz
- güzellik
- güzellikler
- haber
- haberler
- Hacer Buluş
- Hacivat
- hafta sonu
- hak
- hala
- harika çocuklar
- hasta
- hastalık
- hayal kırıklığı
- Hayali Küçük Ali
- hayaller
- hayat
- hayvan
- hayvanlar
- hayvanlar alemi
- hazan
- hediye
- Herman Hesse
- hiciv
- Hindistan
- Hiroşima
- Hitchcock
- hobby
- Hollywood
- hoptirinam
- hoşgörü
- hoşluklar
- http://www.blogger.com/img/blank.gif
- huzur
- hüsran
- hüzün
- ıhlamur ağacı
- ışık
- ibadet sohbet
- içimizdeki çocuk
- içtenlik
- iftar
- ihmal
- İhsan Varol
- ikiyüzlülük
- ikram
- ilaç
- ilginç şeyler
- ilişki
- ilkbahar
- ilkokul
- İlkokul şiiri
- İnci Ertuğrul
- İngilizce
- insafsızlkık
- insan
- insan halleri
- insan olmak
- insanlık
- intikam
- İslamiyet
- istanbul
- isyan
- İş Bankası
- işçi
- iyilik
- Jacques Brel
- James Stewart
- Japonya
- Jean Moreas
- Jim Reeves
- kabuk
- kadın
- kadınlar
- kahvaltı
- kahve
- kalıplar
- kalite
- Kamer Genç
- kan verme
- Kandil
- kaplumbağa
- kar
- Karagöz
- karanfil
- karanlık
- kardeş
- karışık duygu ve düşünceler
- karmaşa
- katiam
- kavafis
- kayıp
- Kayserispor
- keder
- kedi
- kediler
- Kelime oyunu
- Kemal Burkay
- kerpiç
- keşke
- keyif
- kıskançlık
- kış
- kız kardeş
- kızkardeş
- Kim Novak
- kiracı
- kishon
- kişisel
- kitap
- koka kola
- kolbastı
- komedi
- komik
- komşu
- komşuluk
- konser
- konut
- korku
- Korolar çarpışoyor
- koşullu refleks
- köpek
- kuaför
- kupa
- Kurban Bayramı
- kuyruk-bilim
- kültürel mozaik
- Lale
- latife hanım
- lezzet
- lisan
- lise
- Liz Taylor
- maneviyat
- manzara
- Marsel İlhan
- masal
- masumiyet
- maymun
- mazi
- meclis
- medya
- Mehmet Topuz
- mektup
- merasim
- Mevlana
- mevsimler
- Meyva Zamanı
- Michael Jackson
- mim
- misafir
- misafirlik
- Misak- ı milli
- mizah
- Montaigne deneme
- moral
- Mr. Smith
- muhabbet
- Muhabbet Kralı
- Muhammed
- muhasebe
- Murathan Mungan
- mutfak
- Mutfak şarkıları
- mutluluk
- Müge Anlı
- müzik
- müzik nostalji
- Nagazaki
- Nazım Hikmet
- nefret
- nekahat
- Nirvana
- Nisan
- Nişan töreni
- Noktürn.
- nostalji
- okan bayülgen
- olay
- olgunluk
- on line alışveriş
- ordan burdan
- Orhan Kemal
- Orhan Veli
- orman
- oruç
- otobüs
- otokontrol
- oyun
- ozan
- ödül
- öfke
- öğrenci
- öğretmen
- Öğretmenler günü
- ölüm
- ölüm yıldönümü
- ömür
- öykü
- Öykü Atölyesi
- özgüven
- özlem
- Paçoz
- Paçoz..
- Paris
- pasta
- paylaşım
- paylaşmak
- pazar
- pazar alışverişi
- pazar günü
- Pazar sohbeti
- pembe dizi
- pencere
- Piknik
- pişmanlık
- plan ve programlar
- planlar
- plasebo
- Platters
- polis
- popülizm
- program
- programlar
- radyasyon
- radyo
- Ramazan
- Ramazan davulu
- Red kit
- reklamlar
- resim
- resmi bayramlar
- Reşid Behbudov
- Rilke
- rin tin tin
- Roland Garros
- roman
- romantik
- romantizm
- röportaj
- ruh yorgunluğu
- ruhat mengi
- rüya
- saat
- sabah
- sadakat
- Sadettin Kaynak
- safiyet
- Sağanak
- sağlık
- sahur
- Samana
- samimiyet
- sanal
- sanat
- sanatçı
- sanatkar
- Saroyan
- Satürn
- schumann
- sebze
- seçkin
- seçme saçma sohbetler
- sel
- Selimpaşa
- Selmi Andak
- sergi
- sevdiğim şeyler
- sevgi
- sevgi soysal
- sevgili
- sevgililer günü
- sevinç
- seyahat
- seyirlik
- Seyyare
- Shakespeare
- Show TV
- sıcak
- sıkma
- sıradanlık
- Sidarta
- Sigara
- simit
- sinema
- sipariş
- sis
- soğuk
- sohbet
- sonbahar
- soru
- sorular
- spiker
- star
- still life
- su yücel
- suikast
- şablonlar
- şafak
- şans
- şarap
- şarkı
- şaşkınlık
- şeker
- Şeker Bayramı
- şerbet
- şermin
- şiddet
- şiir
- şikayet
- tabak
- tabletler
- tagore
- tanışma
- tansiyon
- tantuni
- tarif
- tartışma
- taşınma
- tatil
- tedavi
- teknoloji
- telaş
- telefon
- televizyon
- temizlik
- tenis
- tenis turnuvası
- terlik
- tevfik fikret
- Tırpan
- tiyatro sahne
- tokat
- toplantı
- Tövbeler Tövbesi.
- Transfer
- tren
- TRT
- TSM
- Ttv
- Tuna Huş
- tutsak
- tuvalet
- tüketim
- Tülin Oral
- Türkan Saylan
- türkü
- TV
- Uğur Mumcu
- umut
- unutma
- uyku
- Üç Hür El
- ülke meseleleri
- ümit
- üretmek
- ütü
- vahşet
- vakit
- Vasuveda
- vatan
- William Holden
- William Wordsworth
- Wimbledon
- yağlıboya resim
- yağmur
- yalnızlık
- yaprak
- yarışma
- yaşam
- yaşlılık
- yatak
- yaz
- yeğen
- yeğenlerim
- yeme-içme
- yemek
- yemekteyiz
- yeni yıl
- yeni yıl kartları
- yesterday
- yıl dönümü
- yılbaşı
- yıldız
- yıldönümü
- yoksulluk
- yol
- yolculuk
- yolculuk.
- yorgünluk
- Young at Heart
- yönetici
- yün
- yürüyüş
- zaman
- Zeki Müren