kız kardeş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

İlkbahar  

Posted by Asuman Yelen in , ,




İlkbahara kızıyorsam eğer, nedeni, sabah horozlar ötmeden, daha gün ağarmadan kalleşçe odamıza sızıp seni benden çaldığı içindir.


Babamızı da aynı şekilde güzel yuvamızdan koparıp götüren yine oydu.


Şimdi düşünüyorum da...


Eğer güneş, yaşamın karıyla, kışıyla ve olanca sevgisizliğiyle kaskatı kesilen bedenlerimizi ılgıt ılgıt ısıtıyorsa, o sıcaklıkta senin yüreğininki de bulunmakta...


Eğer çiçekler, açtıkları topraklardan tatlı ve masum gülümsüyorlarsa o tebessümlerde senin güzel ruhunun yansımaları da dansetmekte...


Kuşlar, oradan oraya neşeyle coşkuyla şarkılar söyleyerek uçarken belki de senin aralarındaki varlığını kutsuyorlar...


Ve sen, İlkbaharın tam ortasından tatlı tatlı bize gülümsüyorsun belki.


Ve ben, belki de tüm mevsimlerden daha da fazla sevmeliyim İlkbaharı....





Nurlar içinde yat uzun yol arkadaşım benim.....





Not:Çok sevdiğim ilk resmi, sevgili arkadaşım Leylak Dalı' nın blogundan çaldığımı utançla bildiririm. Daha güzelini bulamadım çünkü.

İki telefon ve iki keşke  

Posted by Asuman Yelen in , , ,

1998 yazı sonlanıyordu.

Üç kız kardeş, yerlere serilmiş, bir yandan yiyor içiyor, bir yandan şarkı dinliyor söylüyor bir yandan geleceğe dair hayaller kuruyor ve ablamın yeni evini kutluyorduk.

En baştan anlatmalıyım.

Kız kardeşimle ben ablam için (ondan habersiz) bizim yakınımızda bir ev bakmaya karar vermiştik.

Emekliliğinin üzerinden çok uzun zaman geçtiği halde aldığı toplu para bir ev alması için yeterli olmadığı için ablam o parayı çeşitli yatırım şekilleriyle değerinde tutmaya çalışmaktaydı. Son emeklimiz küçük kız kardeşim bu temiz havalı beldede evini alıp, her gelişimde biraz daha heveslendirerek beni de yukarıya yerleştirince onun için de çareler aramaya başlamıştık.

Tam girişimde bulunulacakken ağabeyimin aniden hastalanması, benim neredeyse hiç kendi evimde oturamadan onların yanına kalmaya gidişim, çok hızla gelişen hastalığın sonucu onu kaybedişimizin üzerinden yaklaşık bir sene geçmiş, ve çok kötü günleri kısmen de olsa atlattıktan sonra, kardeşimle birlikte dağ tepe yeniden aramalara başlamıştık. Geçen süre zarfında evlerin değeri artmış, para yerinde saydığı için ancak ya çok virane, ya bitmemiş, ya da çok ufak evlere yetiyordu. Bir yandan işimiz Allah' a kaldı derken inatla da sürdürüyorduk aramalarımızı.

Bir gün ümitsizce eve dönerken hemen bitişiğimizdeki siteden içeri girdim. Öylesine, sebepsiz. Zaten çok yorgun ve üzgün olan kardeşim şaşkınlıkla “ne gereği var ki buralarda oyalanmanın” dercesine sitemli bakışlarla yanım sıra yürüdü. Bir yandan da “ne olurdu parası biraz daha olsaydı da yakınca şuradan alsaydık, camdan bakınca birbirimizi görürdük yazın gelip burada kalırlardı” şeklinde umutsuzca söylenirken şimdi bakınca camdan gördüğümüz o evi gördük. Temiz, orta büyüklükte, her şeyi tamam, hoş bir site içinde ve istediğimiz fiyatta.

Nerdeyse akşam olmuştu ona telefon açtığımda. Emlakçiye gitmiş ev sahibi ile görüşmüş nefes nefese eve girmiştik. Girişimimizden hiç haberi olmayan ablam, çok şaşkındı, korkmuştu ve en kötüsü sevinmemişti. Bilmediğimiz başka bir planı vardı. Bana onu anlattı çekinerek.

Çok uzun zaman önce Fransa' ya yerleşen, eşiyle orada evlenen kayın biraderi ve çok iyi anlaştığı eltisi her yaz tatili beraberliklerinde yaptıkları tekliflerini yinelemişler, ablamla kocasını Paris'e evlerine davet etmişlerdi. Pasaportları hazırdı. Hiç yurt dışına çıkmamıştı ve bunu deli gibi istiyordu. Niyeti uzun bir süre kalmak ve civar ülkeleri de görmekti. Ev almaktan ümidini kesmiş ve parasını o seyahatte harcamaya karar vermişti.

Çok canım sıkılmıştı. Sabırla, uzun uzun tüm ikna kabiliyetimi kullanarak, bu parayı o seyahatte çar çur ederse yazık olacağını anlattım. O seyahate nasıl olsa giderdi. Bu ev düşeşti kaçmazdı. Hem ne güzel komşu olacaktık. Üç bacı eskisi gibi bir arada olacaktık. Hiç olmazsa bir gelip görseydi. Buruk, keyifsiz bir sesle kabul etti gelip bakmayı.

Ertesi gün geldi. Eve gidildi siteyi de evi de çok beğendi. Birkaç gün bende kaldı, gerekli işlemler yapıldı. Üçümüz oradan oraya koşturduk bürokrasi tamamlandı para bankaya yatırıldı ve ev artık onundu.

O gün kız kardeşimde bunu kutlamaya karar verdik. Çaylar, kısır, börek, benim cevizli kekim. Yerlere yayıldık. l998 yaz sonlarıydı..Kasetleri yaydık. Bir yandan evle ilgili hayaller kuruyor, bir yandan şarkılar söylüyor, hiç unutmuyorum, çok fazla gülüyorduk. Ağabeyimden sonra ilk defa gülüyorduk böyle coşkuyla belki. Sonra telefon çaldı.

Kız kardeşim telefonu ablama uzattı. “Academic Hospital' dan arıyorlar". Ablam telefonu alırken “smear yaptırmıştım, dün buradan arayıp sonucunu ne zaman alacağımı sormuştum onu haber veriyorlar" dedi. Kapattıktan sonra da “makina bozukmuş, bozuk çıkmış bir test daha istiyorlar” diye ilave etti. Kalbimden belli belirsiz bir korku geldi geçti. Hafif bir ürperti belki. Hepsi o kadar. Kaldığımız yerden devam ettik şamataya.

Keşke o telefon çalmasaymış.

Ve keşke o evi alması için ikna etmeseymişim. Gönlünce gezseymiş dünyayı, istediği gibi.



Öykü Atölyesi için hazırlanmıştır.


Biz insanlar  

Posted by Asuman Yelen in , , , ,


İnanılır gibi değil

Bugün korkunç bir hayal kırıklığı yaşadım.

Benim çok sevgili, eşsiz, bir tanecik kız kardeşim Rayuş' um bana, hiç itiraz etmeden, karşı sav ileri sürmeden, suratını dahi asmadan gözümün içine bakarak, hatta gülümseyerek , “haklısın” dedi. Kalakaldım, derin bir nefes alıp ağzımı açacakken, kurduğum uzun cümleleri art arda kullanmaya hazırlanmışken ağzım açık öylece kalakaldım. Keyfim kaçtı, kollarım iki yana düştü. Kahvemi nasıl içtiğimi bilemedim. Akşama kadar bunu nasıl sindirebileceğimi, bundan sonraki kahve fasıllarını bu şartlarda nasıl sürdürebileceğimi bilmiyorum.

O eski günler

Onunla atışmalarımız ne güzeldi yıllardır halbuki. Ben ukala yengeç, sürekli akıl verir, tenkit eder, önerilerde bulunurdum. O da sürekli itiraz eder, bir adım bile geri gitmezdi. Ne önerdiğim pilav tenceresini kullandı, ne kahvenin suyunu kahve ve şekerden önce koymaktan vazgeçti, Yıllardır bir kerecik de hatırım için olsun pırasa ve ıspanağa salça koymamazlık etmedi. Vaktinde doktora gitmedi. Fincanla çay içmedi, etek giymedi, fular kullanmadı. O benim mutfağımda çok yemek yaptığı halde, bana soğan bile doğratmadı.

Ve bu sabah

Aslında her şey yıllardır yaşandığı gibi başlamıştı. Sabah paçozun “hav” ıyla uyanmış, kahvaltımı yapmış, bilgisayarıma bir göz atmış, ortalığı toparlamış, tam vaktinde kahve içmek üzere kapısını çalmıştım. Kapıyı her zamanki tebessümüyle açtı, öpüştük, mutfağa geçtik, ben koltuğuma yerleşirken o çoktan hazırlayıp karıştırdığı cezvenin altını yakmıştı. Ben hep yaptığım gibi eleştirel bakışlarla onun her hareketini inceliyordum. Beline sardığı yün şalının püskülleri hırkasının altından görünüyordu. Ayağının hafif aksadığını fark ettim. “Ağrın mı var “ diye sordum. “Hiç sorma” dedi, “Sağ dizim kötü, dün gece ağrıdan uyuyamadım.” Hemen atladım. “ Seni bu incecik kilim mahvetti. Yıllardır söylüyorum. Burası ormanın kıyısı. Rutubet diz boyu. Seremedin şöyle kalın korunaklı bir halı. Mutfakta çok vakit geçiriyorsun. Bu soğuk taşlara bel, diz dayanır mı.” Nefes almak için durdum. Yeniden başlamak üzere ağzımı açıyordum ki o talihsiz kelimeyi işitti kulaklarım. “Haklısın.” Yanlış duydum herhalde diye düşünerek aynı hızla lafa başlayacakken devamı geldi. “Çok haklısın Asu' cum. Buraya yeni bir halı şart.” Gülerek bir şeyler daha söyledi ama ben bu yeni durumu hazmetmeye çalışırken hiç birini duymadım. Düşünüyordum: Tanıdığım benimsediğim Rayuş, şöyle demeliydi. “ Yok canım, senelerdir aynı kilimi kullanıyorum. Ne alakası var?” Ben heyecanlanacak, “ alakası nasıl olmaz, taş bu çeker...”şeklinde devam edip bir dolu şey anlatacak, filanca hanımı örnek gösterecektim. O çenesini havaya dikecek, sürekli başını iki yana sallayacak, benim sesim giderek tizleşecek sonunda “bir kere de sözümü dinle” ya da “senden büyüğüm herhalde vardır bir bildiğim”sitemini yapacak, o ise kurnazca susacak, sonunda ben “aman nasıl bilirsen öyle yap” dedikten sonra “ver şu fincanını da falına bakiiym pis oğlak” deyüp fal faslına geçecektim. Sessizce uzanıp aldığım fincanını uzun uzun inceledim. Bir şey gördüğümden değil, bu duruma niçin sevinmeyip aksine mutsuz olduğumu anlamaya çalışıyordum balık, kuş, yol hikayeleri uydururken. Birden aklıma bir olay geldi.

Talihsiz şoför

Birkaç sene önceydi sanırım. Bir minibüste, şoförün yanındaki ön koltukta oturuyordum. Kırmızı ışıkta beklediğimiz sırada birden arkadan aldığımız hayli sert bir darbeyle sarsıldık. Her zaman olduğu gibi göz ucuyla bindiğimden beri şoförü incelediğim için, o ana kadar sapsarı bedbin suratlı, mutsuz ,bıkkın bir halde direksiyonun arkasında oturan adamcağızın birden kulaklarının oynadığını, gözlerinin parladığını, yüzüne renk geldiğini, adeta canlandığını ve, evet yanılmıyorum,mutlu olduğunu şaşkınlıkla ve dehşetle fark ettim. El frenini çekti, atletik bir şekilde dışarı zıpladı ahanda yedim seni dercesine kendinden emin, mağrur, çarpan kamyona seğirtti. Kamyon şoförü bizimkinden çok daha iri canavar suratlı biriydi. Ne gam, bizimki haklıydı ya.

Birbirlerine doğru yürüdüler. Bizimki mağrur karşı tarafın çemkirmesini bekledi. Hiç beklenmedik bir şey oldu. Canavar yüzlü adam masum, mahsun bir tavırla “kusura bakma abi” dedi, cüzdanını çıkardı. “Söyle, neyse ödiym.” Bizimki allak bullak olmuştu. Yüzü yeniden sarardı, bakışları acılaştı. Omuzlar düştü. Sıktığı yumruklar çözüldü. Acıdım haline.

Sonrasında, o, aynı sarı yüz ve bedbin hareketlerle direksiyon sallarken onun ne düşündüğünü canlandırmaya çalıştım belleğimde. Her halde “Kör talih” diyordu. “Kırk yılda bir haklı olduğum bir durum çıktı, kavga bile edemedim. Sümsük herif, kalıbından da mı utanmadın. İnsan iki kelime söyler, sesini yükseltir, pis korkak. Kazara ben ona dokunmuş olsam dayağı yiycektim şimdi. Şansa bak. Ne güzel kafa atacaktım burnuna. Adam iki kelime etme fırsatı bile vermedi. Zaten şanslı olsam anam beni kız doğururdu”

Dingin bir tavırla fincanıyla ilgili söylediklerimi dinleyen bir tanecik kız kardeşime baktım ve düşündüm. Biz insanlar ne karmaşık yaratıklarız!...

Umarım yarın aramızdaki bu garip durum düzelir ve biz atışmalarımıza kaldığımız yerden devam ederiz...


Hep sevgiyle kalalım...

Blog Widget by LinkWithin