Reklam, dünya ve ülke ekonomisinin olmazsa olmazıdır.
Ürünleri ya da hizmetleri tanıtarak satışını sağlamaya, kitleleri etkilemeye
çalışmak adına ufak çapta ya da büyük masraflarla hazırlanan tanıtımlar
medyada sergilenir. İnsanlar etkilenir, ürün- hizmet satılır, piyasa canlanır.
Bu konuda olumlu ya da olumsuz çok şey söylenebilir.
Ama ben bu sabah olumsuz şeylerden bahsetmek istemiyorum.
Benim bankam, doğduğumdan beri ailemin ve benim geçimimizi sağlıyor.
Yurt ekonomisindeki yeri, onu kuran Atatürk' ün tam da öngördüğü gibi kaya gibi
sapasağlam ve güvenilir aynen devam ediyor.
Amacım burada bankamın reklamını yapmak değil. O görüldüğü gibi kendi reklamını
fevkalade güzel yapıyor.
O kadar güzel yapıyor ki, izleyene mutluluk ve yaşama sevinci veriyor.
Bu hafta, bu bankada çalışmaya başladığım 1975 yılında birlikte olduğum
arkadaşlarımla vakit geçirdim. Çok ama gerçekten çok güzeldi. Ayrılmak istemedik
birbirimizden. Pasylaştığımız o kadar çok şey vardı ki, acısıyla tatlısıyla...
Sevgi ve dostluğun yumuşak elleri kaskatı ruhumu gevşetti, yumuşattı.
Tüm bunları organize eden can dostum Nural' a geceler boyu sabahlara kadar
yaptığımız dantel muhabbetler için, her zor zamanımda yanımda olduğu için
ve tabii hazırladığı enfes yemekler için sonsuz teşekkürler.
Hiçbir zaman "kara bahtım kem talihim" demedim. Öyle bir kişiliğe sahip değilim.
Ama yaşamımda herşeyin pek yolunda gittiğini söylemek de fazlaca iyimserlik
olurdu. Emin olduğum tek şey var. Yaşamımdaki sağlam, uzun soluklu, güvene ve
sevgiye dayalı dostluklar.
Dostlarım hep olsun yaşamımda, ben herşeyin üstesinden gelirim...
nice bayramlara...
Tüm blogger dostlarımın, Kurban Bayramı' nı sağlık, huzur ve
mutlulukla geçirmelerini diliyor,
herkesi sevgiyle kucaklıyorum...
Bu gün sevgili arkadaşım Nur' la birlikteydik.
Bloglarımızdan birbirimizin ruhuna zaten dokunmuşken, bunu biraz daha pekiştirdik.
Kahveleri höpürdeterek, çayları yudumlayarak, sohbetin tadının da bir başka olduğunu bir kez
daha anlamış olduk bu harikulade buluşmada.
Dertleştik, birbirimizi biraz daha tanımak ve anlamak fırsatını bulduk. Olmazsa olmazı yaptık.
Vatanı kurtardık. Hükümeti kurduk. Geçmişten söz ettik. Gelecekten kaygılandık.
Ağrılarımızdan söz ettik. Gündüzün sıcağından, gecenin soğuğundan şikayet ettik.
Kitaplardan, yazarlardan konuştuk.
Onun okuyacağından emin, benim okuyabileceğimden şüpheli olduğum kitaplar satın aldık.
Havalar ve havamız çok güzeldi doğrusu. Kadıköy de güzeldi hep olduğu gibi.
Hepsinden güzeli dostluktu.
Hayatıma böylesine sıcak, samimi, nazik ve kültürlü bir insan girdiği için çok mutluyum.
Günümü böylesine güzel kıldığı için sevgili Nur' a çok teşekkür ediyor, devamını diliyorum...
Sevgi, dostluk ve hüner birleşip mutluluğu oluşturdular ve kapımı çaldılar.
Hüner, içimi hayranlık ve kıskançlıkla doldurdu.
Elişi, hiç sabır gösteremediğim, iyi niyetlerle deneyip, üstesinden gelemediğim bir uğraş.
Her kış yünler, şişler alınır, sonra, şişe takılı bir karışlık bir arka ve kalan yünler Rayuş' a verilir.
Bir ilmek kaçırılır, düzeltmek için uğraşılır, delik iyice büyür, sinirlendikçe eller terler, hele bir de
açık renkse, elimdeki parça ile poşetteki yünlerin arasında asap bozucu bir renk farkı
oluşur. İnatlaşmanın hiç faydası yoktur.
Hiç unutmam, arkadaşımın terzilik yapan halasına yardım için kızlar her birimiz bir parçayı
paylaşıp sürfile yapmıştık. O zaman darlığında benim eğri büğrü düzensiz dikişlerim tek tek
sökülmüş, yeniden dikilmişti.
İş yağlı boya resime gelince, kişiliğim tamamiyle değişiyor, içime bir Eyüp
Peygamber yerleşiyor adeta.
Paçozun yüzünün rengini bulmak ya da biber üzerindeki bir su
damlası ya da yumruk yapılıp çeneye dayanmış bir elin boğumları (öyle
de zor ki) için günlerce yaşlı bir keçi inadıyla
uğraştığımı hatırlıyorum da...
Dostluğa gelince...Ne diyebilirim ki... Ondan güzel şey var mı?...
Sevgiyi sona bıraktım. O güzel köpekçiği o kadar güzel kılan şey aslında salt
"hüner" le tanımlanabilir mi ?...
Kuryenin getirdiği sarı zarftan o güzel şeyi çıkarıp elime aldığımda içimi ısıtan o
duygu her ne ise, o güzelliği ortaya çıkartan duygu da aynısı.
Bundan eminim.
Ellerin dert görmesin Leylak Dalım, Nurşen' ciğim...
Seni seviyorum...
Balküpü' nün annesi İlknur kardeşim güzel bir mim paslayarak bana, kendimi biraz daha tanıtma
olanağı sunmuş. Soru cevap şeklinde hazırlanmış olan bu mimin de gereğini zevkle yerine
getiriyorum.
En sevdiğiniz kelime: Sevdiklerimin ağzından ismim.
En sevmediğiniz kelime: "Kahretsin" (içinde kahır, bela, lanet geçen dilek ( !) ler.
Ne sizi heyecanlandırır: Yaptığım işin içime sinmesi.
Heyecanınızı ne söndürür: Paylaşılmaması (değer verdiklerim tarafından)
En sevdiğiniz ses: Çıngıraklı çocuk kahkahası.
En sevmediğiniz ses: Çocukların oyun olsun diye yarıştırdıkları çığlıklar.
Hangi mesleği yapmak istersiniz: Bir senfoni orkestrasında her gün ne olursa olsun çalmak.
Hangi doğal yeteneğe sahip olmak istersiniz: Bir enstümanı virtiöz kıvamında çalmak.
Kendiniz olmasaydınız kim olmak isterdiniz: Barbra Streisand ya da Katharine Hepburn
Nerede yaşamak isterdiniz: Hindistan' da Ganj Nehri kıyısında.
En önemli kusurunuz: Savrukluğum, aculluğum, gereksiz telaşım. (İş yaparken üçü bir
arada)
Size en fazla zevk veren kötü huyunuz: Çok sevdiğim çay ve kahvemin eşlikçisi sigara.
Kahramanınız kim: Babam
En çok kullandığınız kötü kelime: Yürü git...(kızınca)
Şu anki ruh haliniz: Sakin ve huzurlu. (Gündüz dostlarımla Kalamış' taydık çünkü)
Hayat felsefenizi hangi slogan özetler: Yaşayarak kendi sloganımı kendim ürettim.
"Haksızlığa uğradığında kendini anlatmak için uğraşma. Zamana bırak. Böylece dostunu
düşmanını da tanımış olursun." (Uzun cevap hakkımı bu soruda kullandm)
Mutluluk rüyanız nedir: Çocukluğumu aynen yeniden yaşamak hatta dondurmak.
Sizce mutsuzluğun tanımı nedir: Sevgide hayal kırıklığı, güven eksikliği, sorgusuz, yargısız
infaza maruz bırakılmak.
Nasıl ölmek isterdiniz: Huzurlu hatta mütebessim bir yüzle. Geride kalanlar için.
Öldüğünüz zaman cennete giderseniz Allah' ın size ne söylemesini isterdiniz:
"Hadi oyalanma sizinkiler seni bekliyor..."
Ben de, sevgili dostlarım
Sünter' in "Kızımı bu blogu açtığı için öldürebilirim" isimli,
Şeniz' in "Mavi Balon" isimli,
Güngör Ekinci' nin "Hayat cesurları ve pozitifleri sever" isimli,
Emine' nin, "denizkabuğu" isimli bloguna ve,
Ebruli Günce' ye yolluyorum.
Artık fahri anneanneyim.
45 yıllık çok özel arkadaşım can dostum Semuş' um anneanne oldu. Tabii ben de. Yoksa kıskançlıktan çatlardım. Şaka bir yana dostlarımın içinde torun sahibi olan yoktu şimdiye kadar.
Bana ilk torunumu en eski dostum verdi. Bu çok hoş bir rastlantı.
Semuş' umu çok özel kılan, 1964 Eylül' ünde bahtsız, yalnız, acılı, öfkeli ve şaşkın taşralı bir genç kıza uzattığı ve sonrasında hiç geri çekmediği eli ve sunduğu içten dostluğu olmuştur diyebilirim içtenlikle ve tereddütsüz olarak.
Fatih Kız Lisesine ilk başladığım günlerde yanıma gelip bana sıkıntılarımı, üzüntülerimi yavaş yavaş unutturan son derece sevecen, yardımsever, güvenilir, naif, alçak gönüllü, güzel yüzlü, güzel yürekli, kısacası, mükemmel bir arkadaş örneği desem emin olun hiç abartmış olmam.
O kadar çok şey paylaştık ki onunla...
Her gün Çarşamba yokuşunu kolkola birlikte tırmandık. (Güzel havalarda)
Koro kıyafetlerimizle.
Birlikte ders çalıştık. Okul korosunda yanyanaydık. Aynı sırayı paylaştık. Birbirimize kopya verdik. Ben ona Matematik ve İngilizce yazılılarında, o, Tarih ve Coğrafya yazılılarında. Kiminde yakalandık. Okul koridorlarında hocalara yalvardık.
İlk sigara deneyimimizi birlikte yaşadık.
Hafta sonları Renk sinemasında Elvis, Cliff filmlerini birlikte seyrettik.
Pikaba koyduğumuz plaklardan Tom Jones, Engelbert Humperdinck şarkılarını bağırta bağırta birlikte dinledik. Bir de Cem Karaca' nın "Bir gün belki hayattan..." diye başlayan şarkısını ve daha bir sürü şarkıyı. Onun evinde birlikte oturduğu halasının, benim evimde annemin başını şişirdik.
Platonik aşklarımızı birbirimize anlattık.
Sartre ve Simone de Beauoir' yı, varoluşçuluğu ve feminizm kavramını ve daha bir çok şeyi birlikte öğrendik.
Lise ikide o edebiyat ben fen bölümüne geçtik.
Okul bitince her birimiz kendi iş hayatımıza atıldık. Ben Bankaya girdim. O bir fasıl Almanya' ya gitti. Uzun uzun mektuplar yazdı bana gurbet ellerinden.
Sonra kendisi kadar mükemmel yürekli eşiyle tanıştı. Çok güzel bir gelindi. Bildiğim gördüğüm en sağlam en mutlu yuvayı bu güne taşıdılar. Bir kızları oldu.
Her ikimiz de hep İstanbul' daydık ve zaman zaman arası uzasa da hiç kopmadan görüştük. Hep kaldığımız yerden aynı muhabbetle devam ettik tam 45 yıl.
Zaman nasıl da geçivermiş, sevgili yavrum İlknur' un doğumuna daha dün gitmemiş miydim? Hangi ara büyüd
Ve dün, o şahhhhane minik yaratığı gördüm. Yüreğimden vuruldum. Ne güzeldi. Masum, melekler gibi. Ara ara na
Ya o balkonda asılı duran minik çamaşırlar, miniminnacık çoraplar.
Son zamanlarda baş dönmelerinden, yükselen şekerinden, ağrılarından sızılarından sıkça söz eden arkadaşım, dün gülücükler yağdırarak evin içinde keklik gibi sekiyordu.
Ne ağrı kalmıştı, ne baş dönmesi. En az on yaş da gençti son gördüğüm Semuş' tan.
Bu benim hep tanık olduğum ve beni artık hiç şaşırtmayan mucize, dostum için de bir kez daha gerçekleşmişti.
Allah mutluluklarını daim etsin ve nazarlardan saklasın diyorum.
Sevgiyle kalın...
Bu tatilimde misafirperverliği ve dostluğuyla beni son derece mutlu biraz da mahçup eden, bu blogda kendisinden sıkça söz ettiğim (dantel muhabbetler) 35 yıllık kadim dostumun evinde konakladım. Başka dostlarla da buluştuk. Bol gezmeli, sohbetli, ve maalesef iştahlı günler geçirdik. Kendisine buradan bir kez daha teşekkür ediyorum.
Assos yolunda bir çay bahçesinde
Döndüm...
Keyifli, yorgun ve maalesef biraz daha semirmiş olarak tekrar evimdeyim.
Dostlarla tatilden sonra beni seven ve bekleyenlerin yanına dönmek çok güzel.
Biraz evimle meşgul olup biraz da Paçoz' umun gönlünü aldıktan sonra tatil resimlerimle siz
dostlarımla en kısa zamanda birlikteyim.
Ben yokken beni arayıp doğum günümü kutlayan Kamikaze, Ebruli Günce, Çoban Yıldızı ve Sünter' e, bu
arada ablasını rüyasında görüp merak ederek hatırını soran İlknur kardeşime çok teşekkür
ediyorum.
Görüşmek üzere...
Akşam Rayuş elinde bir şişle şarapla geldi yanıma. Biraz mevve, biraz çerez , tatlı tatlı bu günden, geçmişten, karışık muhabbetli, bol motiflerle bezeli dantelli, hoş bir doğum günüydü.
Balkonda, ışık yakmadan zaman zaman esen rüzgarla ürpererek, bulutların arasından ara ara yüzünü gösteren ayla selamlaşarak, tek tük bulutsuz alanlarda dolaşan yıldızlarla göz kırpışarak şarabımızı yudumlayıp, mırıl mırıl, fısıl fısıl konuştuk da konuştuk.
Şarap mı muhabbeti güzelleştirdi, muhabbet mi şarabı bilmiyorum, ama çok iyi geldi damağımıza ve ruhumuza. Her ikimiz de aynı şeyi düşündük. Çok uzun zamandan beri yapmamıştık bunu onunla birlikte. Belki de ondan. Neyse bir şarap muhabbeti başladı bir ara. Daha doğrusu içki muhabbeti.
İlk kırmızı şarabı yetmişli yıllarda, çok yakın bir arkadaşımla Tekirdağ Kumbağ' da kaldığımız motelde ilk akşam yemeğimizin yanında istemiştik. İlk tatiliydi ikimizin de ve ilk potumuzu kırmıştık o gece. Hava çok sıcaktı. Garsonu çağırdık, getirdiği şarap soğuk olmadığı için sitem edip, buz istedik. Buz getirirken niçin tuhaf tuhaf sırıttığını sonradan anladık.
İlerleyen zamanlarda, hiç atlamadan toplandığımız doğum günlerinde, hafta sonları bir araya geldiğimiz akşam yemeklerinde, zaman zaman birkaç kadeh bir şeylerle muhabbeti parlattık. Sonra hastalıklar telaşlar koşuşturmalar ve en çok da efkarla içmenin korkusu yüzünden unutmuştuk bir kaç kadeh bir şey içmeyi eni konu.
Sonra komik bir anı aklımıza geldi. Uzak bir akrabamız vardı. Bizim çocukluğumuz Anadolu' da geçtiği için kaynaşamadığımız, biz İstanbul' a döndükten sonra da bizi pek aramayan bir ağabey.
Can' ın sünnet düğününde masamıza geldi. Muhabbetle sarıldı hepimize. Epey içmişti. Göz yaşları içinde özürler diledi. Kendini suçladı. Adres aldı, adres verdi. Konuştuğu sürece sımsıkı yakaladığı ellerimi bırakmadan önce benden söz aldı. Hemen ertesi gün arayacak, randevuyu kesinleştirip gün verecektim, o mangalı yakacak, eşi de mezeleri hazırlayacaktı. Geldiği gibi hafif yalpalayarak masasına döndü.
Ertesi gün Pazardı. Rayegan' la biraz tereddütten sonra aramaya karar verdik. Numarayı çevirdim. Sesi çok ciddiydi. Kendimi tanıttım. Biraz sessizlik, sonra hatırladı. Kardeşlerimi sordu. Ben de eşini. Selam, kelam, buz gibi bir iyi günler. Geceyi çoktaaan unutmuştu.
Bazı insanlarda içki böyle bir etki yaratıyor. Çoşturuyor, duygulandırıyor. Bir düğünün keyfi, bir müziğin nağmeleri, damardaki alkolle birleşince duygulara alarm veriyor adeta. Geçmişi, dostları, sevgileri, sevgilileri hatırlatıyor, coşturuyor aratıyor hatta. Ama hepsi o kadar. Yanlış alarm.
Ertesi gün herkes kendi işine gücüne.
Belki de onun için sevmiyorum artık içki içmeyi ve pek fazla içenleri...
Herkese keyifli günler diliyorum.
Bir süre yokum buralarda. Dönünce görüşmek üzere...
Sevgiyle...
Bildik mekan...
Kırk yıllık dostluk...
Hoş sohbet...
Güven, huzur...
Özetle,
Güzel bir gündü...
Sayın Haykırış,
Yok etmeye çalışmak yerine varlığımızı işaret ettiğiniz, düşmanlık yerine dostluk gösterdiğiniz, kara çalmak yerine üzerimize ışık tuttuğunuz, içtenliğimizi şüpheyle gölgelemek yerine inanarak kabul ettiğiniz ve bunu da bu çok şık ve nazik jestinizle ve emeğinizle ilan ettiğiniz için size çok teşekkür ediyorum.
Hep sevgiyle kalın...
Birkaç ay önce gösterişli giysileriyle parkın tam ortasındaydı. Kuş cıvıltıları, çocuk çığlıklarıyla eğleniyor, gölgesinde dinlenenleri izliyor, ara sıra esen tatlı meltemle hafif hafif sallanıyordu.
Bugün de tüm görkemiyle aynı yerde... Bu kez sesler farklı. Rüzgarın uğultusu, gök gürültüsü. Bazen bir oraya, bir buraya savruluyor. Üzerine sessizce inen karın sessizliğinde dinlenerek, yağmurla şenlenerek yine sapasağlam ayakta duruyor.
Ben onu her haliyle seviyorum. Öyle dimdik öyle sağlam duruyor ki. Her cama çıktığımda, sabah perdeyi açar açmaz onu karşımda görmek, ve hep göreceğimden emin olmak bana mutluluk, heyecan, güç veriyor.
O da beni seviyor. Bunu hissediyorum. Her canlı kendisini seveni farkeder çünkü. Ve her canlı önce kendisini seveni sevmeye teşnedir.
O da beni seviyor, ama o benim kadar emin değil bekam konusunda. Sanıyorum o birazcık korkuyor...
Bense sadece onu en son hangi haliyle göreceğimi merak ediyorum.
Hep sevgiyle kalalım...
Nihayet birlikteyiz.
Muzip bakışlı bir çift göz, "hadi kalk bakalım ya benimle oynamaya devam et, ya da git bilgisayarının başına şu bir türlü yazamadığın yazılarına başla, ayıptır yetmiş milyon insan yılbaşından beri nefeslerini tutmuş seni bekliyor” diyor, ağzında mavi çorabımın tekiyle, yorgunluktan ters dönmüş kulakları, ıslak , kara burnu, halıya serili kocaman vücuduyla, sevgili köpeğim PAÇOZ (ben çoğu insan gibi kızım demeyeceğim) hala hafif –hafif sallanan kuyruğuyla adeta koltuğumu işaret ederek.
Şaka bir yana, başlayabildiğim için gerçekten çok mutluyum. Bunu yapmak, yani bilmediğim bir yerde yaşayan, tanımadığım tek bir kişiyle bile sevincimi hüznümü, düşüncemi paylaşabilmek duygusu beni çok heyecanlandırıyor.
Tevfik Fikret “Kırık Saz” isimli kitabının bir yerinde “kaari”lerine yani okurlarına ;
“Siz ey bilmediğim, görmediğim okurlarım!”
Diye sesleniyor. Sonra ilerleyen satırlarda şöyle devam ediyor;
“Siz ki , en doğru gören bir bakış ve vicdanla
Uzaklardan bana bakmaktasınız ; bir şey ummadan
Ve yazdıklarıma karşı hiçbir minnet duymadan…
Şiirlerimin yüzüne böyle sakin sakin bir bakış , ne kadar içten bir bakıştır!
Bütün bunlar, bu yazılmış, unutulmuş şeyler
Hep o içtenliğe kapılarak toplanmıştır.
Kim bilir, belki içinizden biri, bir derdinizin,
Belki küçük ve değersiz bir benzeri olur;
En yüksek hayat sürenler bile, duygulanmada,
En basit yaşayanlar gibidir…
Hep aynı çamurdan bu yığın!”
Evet.
HEP AYNI ÇAMURDAN BU YIĞIN.
17-18 yaşlarında iken sevdiğim ve çoğunu ezbere bildiğim şiirleri yazdığım, şimdi sayfaları sararmış defterimin, ilk sayfasına büyük harflerle yazdığım birkaç alıntıdan biri. O tarihlerde anlamını biliyor muydum? Pek sanmıyorum. Ya şimdi? İliklerimde hissediyorum.
Garip bir başlangıç yaptığımın farkındayım. Biraz komik bir giriş, çok felsefi bir kapanış. Tıpkı kafam ve ruhum gibi, biraz karışık.
FİKRET ve PAÇOZ. Aslında her ikisi de benim için çok kıymetli.
Birincisi her gece başucumda duruyor.
Diğeri her gece ayağımın üstünde uyuyor.
Tekrar görüşmek üzere...
12.2.2009
Tam bir yıl önce bu gün bloggerler mahallesine taşındım.
Çocukluğumda her yeni şehre tayin olup gittiğimizde sevinç dolu bir heyecan duyar, mutlu mesut her çocuk gibi yeni mutlu mesut çocuklarla çabucak kaynaşır (bana göre bütün çocuklar mutlu mesuttur, çocukluklarını yaşayabildikleri sürece) hep gülerdim. Öyle güleç yüzlüydüm ki bana tanıdık tanımadık bazı teyzelerin "ah yavruum güler yüzün hiç solmasın inşallah" dediğini bunun beni şaşırttığını hatırlıyorum.
Yaşım ilerledikçe, iyi niyetin, tebessümün, içtenliğin pek de önemsenmediğine, hatta sayıları azımsanmayacak bir gurup insanın, ki ben onlara 'her zamanki şüpheciler' diyorum, "mutlaka altında bir şey vardır" yaklaşımı yüzünden dünyanın giderek tadının kaçtığına, yaşamın çekilmez hale geldiğine üzüntüyle tanıklık ediyorum.
Kirada oturduğum sürece İstanbul' un her iki yakasında da bir çok mahalle değiştirdim. Gittiğim her yerde karşılaştığım, görüştüğüm görüşmediğim yığınla insan oldu. İyi niyetli başlangıçlar, kimi zaman yeni dostluklarla çoğu zaman da hayal kırıklıklarıyla sürdü gitti. Yaşadıkça, gördükçe öğrendim ki insanoğlu hep aynı ve benim için endişe eden teyzeler çok haklı. Güler yüzler soluyor. Yaşam ayrı, insanlar ayrı bunun için ellerinden geleni yapıyorlar.
Bu yeni mahalleye de aynı heyecan ve iyi niyetlerle taşındım. Bu sefer çok farklı olabilirdi çünki bambaşka bir alemdi adım attığım. Taşınmadan önce şöyle iyice bir gezinmiş, kendimi harikalar diyarındaki Alice' e benzetmiştim. Forum ya da agoradaki gezgine veya. ( Bknz. Hep sevgiyle kalın, otokontrol ikiyüzlülük mü) Atina' nın Roma' nın özgür meydanlarında dolaşıp her gösteriyi izler gibi dolaşmış ve izlemiş, heyecanla kendi yazacaklarımı tasarlamaya başlamıştım.
Yazmak çok güzeldi. Yazdıklarımın okunduğunu görmek beğenildiğini işitmek çok daha hoştu. Aynı şeyi ben de yapmalıydım. Beni mutlu eden şeyi ben de başkalarına yapmak istedim. Olabildiğince çok gezdim blogları. Beni ağlatacak kadar güzel hikayeler, şiirler. Korkunç yetenekler. Müthiş yaşam hikayeleri. Mutlu insanlar, hüzünlü insanlar. Aşka aşık olanlar, yaşamlarından bezenler. İnce ruhlular, küfürbazlar, edepsizler, alaycılar. Komikler, gülmesini bilmeyenler, mizah duygusu olmayanlar. Tepeden bakanlar, kendilerini çok önemseyenler, kendi dertleri ile hoş olup okura el çekmesini söyleyenler, kendilerini blog için helak edenler, nitelikçiler, nicelikçiler, incelikçiler, namütenahi, her tür insanı barındıran bir mahalleydi bu. Çok naif hikâyeler yazıp forumlarda küfredenleri gördüm. Yazılarını nakış gibi işleyip okuruna gözyaşı döktürecek kadar hoş şeyler hissettirenlerin, insandan hatırdan selamdan kelamdan bihaber olduğunu gördüm.
Ve yeni dostlar, dostluklar. Hayatı güzelleştiren paylaşımlar. Tüm güzelliği ile sevgi. Özen. Güven. İçtenlik. Sevinçte, kederde bir olmak, bütün olmak. Geçmişi ve bu günü paylaşmak. Kilometrelerce mesafeden birilerinin yüreğine dokunabilmek.
Galiba bu mahallede mutluyum ben.
Hep sevgiyle kalalım...
Hareket etmek, her an sana rastlamaktır , yolcu kardeş!
Bu, ayaklarının sesine şarkı söylemektir.
Nefesinin değdiği kimse, sahilin sığınağının yanından kaymaz. O rüzgara pervasız bir yelken açar ve çırpıntılı sulara gider.
Kapılarını ardına kadar açan ve ileriye doğru yürüyen kimse, senin selamını alır.
O, kârını saymak, zararına acımak için beklemez; kalbi yürüyüşünün davulunu çalar. Zira bu, her adımda seninle birlikte yürümek içindir, yolcu kardeş!
Benim şarkılarım tükendi, onlar kâr zarar hesabı yapmak için kendi koylarına çekip gittiler.
Geride hiç iz bırakmadılar...
Ben başka ayakların seslerine uydurarak sesimi, yürümeye ve şarkı söylemeye devam edeceğim, nefesimin değeceğini hayal ederek başka yolculara, açık denize ve rüzgara karşı kalbim davul çalarak...
Parlak göründü uzaktan
tıpkı aydede gibi
aydınlık, parlak, dost bakışlı
Ulaşmak, tanımak, anlamak istedim.
Gittim.
İlkin bir sıcaklık sardı her yanımı.
Ayaklarım yerden kesildi önce
ardından gözlerim karardı.
Görebildiğim her yerde
engebeler vardı.
Sonra,
etrafımı pis kokular sardı.
Nefesim kesildi önce
ardından
yüreğime serpecek
bir parça su aradım.
Ne hava,
ne de su vardı.
Ve anladım ki,
Benim için orada
hayat yokmış.
Yine başbaşayız seninle
uzun ve soğuk geceler boyu.
Yine kalmadı
ne sende huzur,
ne bende uyku.
Bu sefer hangimiz suçluyuz.
Kim önce aldanan.
Gülen gözleri görüp, tatlı sözleri
işitince
karşımızdakini dost sanan.
Sen misin önce hızlı hızlı çarpan,
yoksa,
benim kollarım mı uzanan.
Yine boşa ümitlendik
ikimiz de
Ama kabahat bizde.
Ayırıyoruz mücevherin
hakikisini sahtesinden
Kavunun kokusundan, karpuzun
sesinden
anlıyoruz kötüsünü iyisini.
Ama işitince çağıran sesini
nasıl da ümitle doluyor
sevinip coşuyoruz.
Dost sandığımız o ele
nasıl da koşuyoruz.
İten yine hep o el
ve itilen hep biziz.
İşte yine
ve galiba ömür boyu
başbaşa ikimiziz.
Nisan 1976
Ataköy
Bu Blogda Ara
Contributors
Blog Listem
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
Merhaba,7 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
Bi arkadaşa bakıp çıkıyorum10 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
Merhaba demeye geldim...11 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
TAŞINDIM...15 yıl önce
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
İzleyiciler
Yazı Arşivi
-
►
20
(5)
- ► Eylül 2020 (1)
- ► Ağustos 2020 (3)
- ► Temmuz 2020 (1)
-
►
17
(4)
- ► Nisan 2017 (1)
- ► Şubat 2017 (1)
-
►
16
(1)
- ► Şubat 2016 (1)
-
►
15
(1)
- ► Ağustos 2015 (1)
-
►
14
(16)
- ► Aralık 2014 (1)
- ► Eylül 2014 (2)
- ► Ağustos 2014 (1)
- ► Haziran 2014 (1)
- ► Mayıs 2014 (2)
- ► Nisan 2014 (4)
- ► Şubat 2014 (1)
-
►
13
(44)
- ► Aralık 2013 (3)
- ► Kasım 2013 (3)
- ► Eylül 2013 (6)
- ► Ağustos 2013 (3)
- ► Temmuz 2013 (1)
- ► Haziran 2013 (1)
- ► Mayıs 2013 (3)
- ► Nisan 2013 (7)
- ► Şubat 2013 (3)
-
►
12
(96)
- ► Aralık 2012 (2)
- ► Kasım 2012 (4)
- ► Eylül 2012 (16)
- ► Ağustos 2012 (7)
- ► Temmuz 2012 (5)
- ► Haziran 2012 (8)
- ► Mayıs 2012 (10)
- ► Nisan 2012 (14)
- ► Şubat 2012 (8)
-
►
11
(179)
- ► Aralık 2011 (19)
- ► Kasım 2011 (38)
- ► Eylül 2011 (14)
- ► Ağustos 2011 (17)
- ► Temmuz 2011 (8)
- ► Haziran 2011 (14)
- ► Mayıs 2011 (11)
- ► Nisan 2011 (9)
- ► Şubat 2011 (10)
-
►
10
(152)
- ► Aralık 2010 (12)
- ► Kasım 2010 (12)
- ► Eylül 2010 (9)
- ► Ağustos 2010 (12)
- ► Temmuz 2010 (7)
- ► Haziran 2010 (12)
- ► Mayıs 2010 (11)
- ► Nisan 2010 (17)
- ► Şubat 2010 (11)
-
►
09
(186)
- ► Aralık 2009 (22)
- ► Kasım 2009 (22)
- ► Eylül 2009 (17)
- ► Ağustos 2009 (24)
- ► Temmuz 2009 (19)
- ► Haziran 2009 (20)
- ► Mayıs 2009 (20)
- ► Nisan 2009 (8)
- ► Şubat 2009 (5)
Müzik
Popüler Yazılar
-
Biraz umut kırgın gönüllere, biraz ışık fersiz gözlere, biraz teselli yaslı ailelere, biraz güç yorgun vücutlara, biraz neşe gülmeyi unutan ...
-
Bu güne kızgınlığı arttıkça geçmişin sığınağına çekiliyor insan. Birkaç saatliğine de olsa. Yoksa nefes almak güçleşiyor. Bu sabah, öy...
-
Fotoğraflar her sabah hiç aksatmadan ormanda yürüyüşe çıkan eniştem Ekrem Yaşar' a aittir. Bu yürüyüşlere özellikle aç hayvanlara her ...
-
Paadişaanın üç kızı varmış. Bir gün onları yanına çağırmış. "Hadi bakiim cevap verin" demiş. "...
-
İnanılır gibi değil Bugün korkunç bir hayal kırıklığı yaşadım. Benim çok sevgili, eşsiz, bir tanecik kız kardeşim Rayuş' um b...
-
Büyük Usta, önündeki devâsâ tuale son rötuşlarını yapıyor... Önündeki dev palete göz atıyorum. Hemen hemen boşalmış gibi. Yeşili çoktan sıyr...
-
Bu gün uzun zamandır yapmayı özlediğim bir şeyi yaptım. Amatörce bir Still Life fotoğraf çalışması. Cebimde günlerdir taşıdığım yaprak, koz...
-
Onyedi sene önce bu gün İzmir' de hava günlük güneşlikti. Çok samimi bir arkadaşımın kızkardeşini arkadaşımla birlikte ziyarete gitmişti...
Etiketler
- 2010
- 2011
- 27 mayıs İhtilali
- 7 numara
- ABD
- abla
- acemilik
- açlik
- Adıyaman
- afet
- ağabey
- ağaç
- Ağustosta Rapsodi
- aile
- akraba
- akrostiş
- akşam
- Albatros
- alış-veriş
- alışkanlık
- alışveriş
- alışveriş tutkusu
- Ali Muhittin Hacı Bekir
- Alphonse de Lamartine
- amatörlük
- anı
- anılar
- anılar...
- anlaşma
- anlayış
- anma
- anne
- anneanne
- anneler günü
- Antalya
- apartman hayatı
- arayış
- arıza
- Arka Pencere
- arkadaş
- armağan
- aşı
- aşk
- aşure
- Atatürk
- ateş böceği
- atom bombası
- Attila İlhan
- ATV
- ATV şarkı
- Avustralya Açık Tenis
- ayaz
- ayrılık
- aziz nesin
- B.Necatigil
- baba
- Babalar Günü
- bahar
- bahçe
- balkon
- banka
- Barbra streısand
- barış
- başarı
- başlangıç
- Baudelaire
- Bauelaire
- Bayrak
- bayram
- Beatles
- bebek
- bekir sıtkı erdoğan
- beklentiler
- BEN
- beste
- beşiktaş
- Betty Smith
- beyaz dizi
- beyaz diziler
- beyaz roman
- Bhagavatgita
- bilgisayar
- Bir genç kız Yetişiyor
- Bir sarkısın sen
- Bir Şarkısın Sen
- birlik ve beraberlik
- birliktelik
- bitki
- biyografi
- blog
- blogger
- börek
- Buddha
- bugün
- bulmaca
- buluşma
- buzdolabı
- Bülent Ecevit
- Cahit Sıtkı Tarancı
- can yücel
- Capra
- cehalet
- centilmen
- cesaret
- cevaplar
- cezerye
- cinayet
- cocuk
- cocuk.
- cocukluk
- Cronin
- Cumhuriyet
- Cüneyt Gökçer
- çalışma hayatı
- çaresizlik
- çay
- Çığlık
- çınar
- çiçek
- çiçekler
- çiğ
- çocuk
- çocuklar
- çocukluk
- çöp
- dalgınlık
- Daltonlar
- damat
- Damdaki Kemancı
- dans
- davetiye
- dayak
- dedikodu
- Defne Joy Foster
- demirhindi
- deneyimler
- deniz
- deprem
- dergi
- destan
- dilek
- dilekler
- dinlenme
- disko kralı
- diyet
- dizi
- doğa
- doğallık
- doğum günü
- dolap
- Doris Day
- dost
- dostluk
- dostluk.
- dostlulk
- duygular
- düğün
- dül dül
- dünya
- dünya kadınlar günü
- Dünya Prematüre Günü
- düşmanlık
- düşünceler
- düşünceler.
- Ecevit
- edebiyat
- Edgar Allan Poe
- Ekim
- Ekrem Bora
- Elazığ depremi
- emek
- emekli
- eminönü
- Emirgân
- Engelliler
- ephraim kishon
- erişkin
- erişlilmezlik
- erkek
- eski yıl
- eşek
- eşyalar
- etiket metiket yok
- Etkinlik
- eve dönüş
- evlat
- Ey Aşk Nerdesin
- eylül
- ezan
- Ezel
- Fakir Baykurt
- fal
- fanatizm
- Farrah Fawcett
- fasulye
- felaket
- felsefe
- fenerbahçe
- fırtına
- Fikret Otyam
- film
- filozof
- final
- Firari
- firuze
- fono
- formüller
- fotoğraf
- Frank Sinatra
- Futbol
- gazanfer özcan
- gece
- geçim
- Geçmiş
- geçmişten şarkılar
- gelecek
- gelin
- genç kız
- gençlik
- gerçek
- geyik
- gezi
- gezinti
- giden sene
- Gitanjali
- giysiler
- Govinda
- gökkuşağı
- göl
- gönülçelen
- gösteri
- göze çarpmayan debdebe
- gözyaşı
- Grace Kelly
- grizu
- gül
- Gülümse
- gün batımı
- güncel
- güneş
- Güneydoğudan öyküler-Önce vatan
- Günlük yaşam
- güven
- güz
- güzellik
- güzellikler
- haber
- haberler
- Hacer Buluş
- Hacivat
- hafta sonu
- hak
- hala
- harika çocuklar
- hasta
- hastalık
- hayal kırıklığı
- Hayali Küçük Ali
- hayaller
- hayat
- hayvan
- hayvanlar
- hayvanlar alemi
- hazan
- hediye
- Herman Hesse
- hiciv
- Hindistan
- Hiroşima
- Hitchcock
- hobby
- Hollywood
- hoptirinam
- hoşgörü
- hoşluklar
- http://www.blogger.com/img/blank.gif
- huzur
- hüsran
- hüzün
- ıhlamur ağacı
- ışık
- ibadet sohbet
- içimizdeki çocuk
- içtenlik
- iftar
- ihmal
- İhsan Varol
- ikiyüzlülük
- ikram
- ilaç
- ilginç şeyler
- ilişki
- ilkbahar
- ilkokul
- İlkokul şiiri
- İnci Ertuğrul
- İngilizce
- insafsızlkık
- insan
- insan halleri
- insan olmak
- insanlık
- intikam
- İslamiyet
- istanbul
- isyan
- İş Bankası
- işçi
- iyilik
- Jacques Brel
- James Stewart
- Japonya
- Jean Moreas
- Jim Reeves
- kabuk
- kadın
- kadınlar
- kahvaltı
- kahve
- kalıplar
- kalite
- Kamer Genç
- kan verme
- Kandil
- kaplumbağa
- kar
- Karagöz
- karanfil
- karanlık
- kardeş
- karışık duygu ve düşünceler
- karmaşa
- katiam
- kavafis
- kayıp
- Kayserispor
- keder
- kedi
- kediler
- Kelime oyunu
- Kemal Burkay
- kerpiç
- keşke
- keyif
- kıskançlık
- kış
- kız kardeş
- kızkardeş
- Kim Novak
- kiracı
- kishon
- kişisel
- kitap
- koka kola
- kolbastı
- komedi
- komik
- komşu
- komşuluk
- konser
- konut
- korku
- Korolar çarpışoyor
- koşullu refleks
- köpek
- kuaför
- kupa
- Kurban Bayramı
- kuyruk-bilim
- kültürel mozaik
- Lale
- latife hanım
- lezzet
- lisan
- lise
- Liz Taylor
- maneviyat
- manzara
- Marsel İlhan
- masal
- masumiyet
- maymun
- mazi
- meclis
- medya
- Mehmet Topuz
- mektup
- merasim
- Mevlana
- mevsimler
- Meyva Zamanı
- Michael Jackson
- mim
- misafir
- misafirlik
- Misak- ı milli
- mizah
- Montaigne deneme
- moral
- Mr. Smith
- muhabbet
- Muhabbet Kralı
- Muhammed
- muhasebe
- Murathan Mungan
- mutfak
- Mutfak şarkıları
- mutluluk
- Müge Anlı
- müzik
- müzik nostalji
- Nagazaki
- Nazım Hikmet
- nefret
- nekahat
- Nirvana
- Nisan
- Nişan töreni
- Noktürn.
- nostalji
- okan bayülgen
- olay
- olgunluk
- on line alışveriş
- ordan burdan
- Orhan Kemal
- Orhan Veli
- orman
- oruç
- otobüs
- otokontrol
- oyun
- ozan
- ödül
- öfke
- öğrenci
- öğretmen
- Öğretmenler günü
- ölüm
- ölüm yıldönümü
- ömür
- öykü
- Öykü Atölyesi
- özgüven
- özlem
- Paçoz
- Paçoz..
- Paris
- pasta
- paylaşım
- paylaşmak
- pazar
- pazar alışverişi
- pazar günü
- Pazar sohbeti
- pembe dizi
- pencere
- Piknik
- pişmanlık
- plan ve programlar
- planlar
- plasebo
- Platters
- polis
- popülizm
- program
- programlar
- radyasyon
- radyo
- Ramazan
- Ramazan davulu
- Red kit
- reklamlar
- resim
- resmi bayramlar
- Reşid Behbudov
- Rilke
- rin tin tin
- Roland Garros
- roman
- romantik
- romantizm
- röportaj
- ruh yorgunluğu
- ruhat mengi
- rüya
- saat
- sabah
- sadakat
- Sadettin Kaynak
- safiyet
- Sağanak
- sağlık
- sahur
- Samana
- samimiyet
- sanal
- sanat
- sanatçı
- sanatkar
- Saroyan
- Satürn
- schumann
- sebze
- seçkin
- seçme saçma sohbetler
- sel
- Selimpaşa
- Selmi Andak
- sergi
- sevdiğim şeyler
- sevgi
- sevgi soysal
- sevgili
- sevgililer günü
- sevinç
- seyahat
- seyirlik
- Seyyare
- Shakespeare
- Show TV
- sıcak
- sıkma
- sıradanlık
- Sidarta
- Sigara
- simit
- sinema
- sipariş
- sis
- soğuk
- sohbet
- sonbahar
- soru
- sorular
- spiker
- star
- still life
- su yücel
- suikast
- şablonlar
- şafak
- şans
- şarap
- şarkı
- şaşkınlık
- şeker
- Şeker Bayramı
- şerbet
- şermin
- şiddet
- şiir
- şikayet
- tabak
- tabletler
- tagore
- tanışma
- tansiyon
- tantuni
- tarif
- tartışma
- taşınma
- tatil
- tedavi
- teknoloji
- telaş
- telefon
- televizyon
- temizlik
- tenis
- tenis turnuvası
- terlik
- tevfik fikret
- Tırpan
- tiyatro sahne
- tokat
- toplantı
- Tövbeler Tövbesi.
- Transfer
- tren
- TRT
- TSM
- Ttv
- Tuna Huş
- tutsak
- tuvalet
- tüketim
- Tülin Oral
- Türkan Saylan
- türkü
- TV
- Uğur Mumcu
- umut
- unutma
- uyku
- Üç Hür El
- ülke meseleleri
- ümit
- üretmek
- ütü
- vahşet
- vakit
- Vasuveda
- vatan
- William Holden
- William Wordsworth
- Wimbledon
- yağlıboya resim
- yağmur
- yalnızlık
- yaprak
- yarışma
- yaşam
- yaşlılık
- yatak
- yaz
- yeğen
- yeğenlerim
- yeme-içme
- yemek
- yemekteyiz
- yeni yıl
- yeni yıl kartları
- yesterday
- yıl dönümü
- yılbaşı
- yıldız
- yıldönümü
- yoksulluk
- yol
- yolculuk
- yolculuk.
- yorgünluk
- Young at Heart
- yönetici
- yün
- yürüyüş
- zaman
- Zeki Müren