uzay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
uzay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Mart 2009 Pazar

Yaşam Dünya'ya Ceres'ten mi geldi?

Cüce gezegen Ceres, evrenin ilk anındaki göktaşı çarpışmalarından kurtulmuş olabilir. Bu olasılık, gezegenin hayatın beşiği olma ihtimalini doğuruyor.

Astrobiyolojistler, evrenin herhangi bir yerinde, belki de Güneş Sistemi'ndeki komşularımızdan birinde gelişmiş ya da gelişmemiş formda hayat bulma umudu içerisindeler. Çalışmalar daha çok Mars, Europa gibi buzlu uydu gezegenlerde yoğunlaşıyor. Ancak, Güneş Sistemi içerisinde yer alan daha az geleneksel noktalarda bulunan yaşam izleri gözden kaçmış olabilir.

İtalya'da gerçekleştirilen Uluslararası Yaşamın Kaynağı Konferansı'na Giessen Üniversitesi'nden katıan Joop Houtkooper, Dünya üzerindeki yaşamın cüce gezegen Ceres kaynaklı göktaşlarından gelmiş olabileceğini öne sürdü.

Güneş Sistemi'nde bulunan en küçük cüce gezegen olan Ceres, etrafında bulunan asteroid kuşağı ile biliniyor. 1801 yılında keşfedildiğinde gezegen olarak adlandırılan cüce gezegen, ardından asteroid sınıfına düşürüldü. Uluslararası Astronomi Birliği'nin "gezegen" tanımını yenilemesinin ardından cüce gezegen olarak adlandırılan Ceres, şimdilerde Dünya dışı organizmalara yuva olup olmadığı ile tartışılıyor.

Evrenin ilk zamanlarında "Geç Ağır Bombardıman" olarak bilinen bir dönemde asteroid yağmurları oluyordu. Houtkooper'a göre bu tehlikeli dönemden önce Dünya üzerinde yaşam varsa bile, büyük olasılıkla bu dönemde tamamen silinmiş, ve Güneş Sistemi'nin içini yerle bir etmiş bu kozmik enkazın içinden yeniden yeşermiş olması gerekiyor. Ceres'in Dünya üzerindeki yaşamın beşiği olması fikri de burada ortaya çıkıyor.

Enteresan bir şekilde, bombardıman döneminden beri ayakta kalabilmiş olan bu cüce gezegen, eğer bombardımana uğradıysa, üzerinde bulunan suyun tamamını sonsuza kadar kaybetti. Yaşadığı sarsıntılar nedeniyle dağılan su örtüsü, çekim gücü düşük olan gezegenin yüzeyinden uzaklaşmış olabilir. Bu teori, aynı zamanda yüzeyinde büyük kraterler bulunan ancak hiç su bulunmayan Vesta isimli asteroidin açıklanmasına da ışık tutuyor.

"Kanıtlar, Ceres'in Geç Ağır Bombardıman döneminden nispeten yara almadan kurtulduğunu gösteriyor" şeklinde konuşan Houtkooper, Ceres'in üzerinde biryerlerde halen "Güneş Sistemi'nin yaşıyla yaşıt bir hayat formuna evsahipliği eden bir su okyanusu" olabileceğini ifade ediyor.

Bu fikir, enteresan bir teoriyi beraberinde getiriyor. Teoriye göre, eğer Dünya bu ağır darbelerle sterilize edildiyse, ve Ceres'in evsahibi olduğu yaşam kurtulduysa, cüce gezegen Yeryüzü'nde oluşacak yeni hayatın tohumlarını atmış olabilir. Teoriye göre Ceres'ten kopan parçalar veya etrafında dolaşan asteroidler, cüce gezegenin çekim alanından ayrılmış ve Dünya üzerine hayatı getirmiş oalbilir.

"Güneş Sistemi'nde bulunan okyanusa bir zamanlar sahip olmuş, halen sahip olan veya olabilecek gezegenleri kontrol ettim" açıklamasının ardından Houtkooper şöyle konuşuyor: "Venüs, muhtemelen ilk zamanlarında bir okyanusa sahipti, ancak gezegenin büyük kütlesi ondan bir parçayı koparıp Dünya'ya yollayabilmek için için daha büyük bir güçle çarpılmasını gerektiriyor. Ceres gibi daha küçük objeler, üzerindeki parçaların ayrılabilmesi için daha düşük güce ihtiyaç duyuyorlar."

Bu bilginin ışığında yörünge yollarının bir hesaplamasını yapan Houtkooper, asteroid, uydu, cüce gezegenlerden oluşan büyük bir olasılık listesinin içinden en olası seçeneğin Ceres olduğunu hesapladığını belirtiyor. Hesaplamalara göre, Ceres'ten kopmuş bir parçanın Dünya yolu üzerinde başka biryerlere çarğmadan hedefine ulaşabilmesi, diğer olasılıkların hepsinden daha yüksek.

Ceres üzerindeki hayatın da halen devam ettiğini iddia eden Houtkooper, okyanusun halen Ceres üzerinde bulunduğuna inandığını ifade ediyor. Yüzeyde hayatın bulunmasının daha zor olacağını belirten bilim adamı, yine de yüzeyde hidrojen-peroksit odaklı yaşamın bulunabileceğini belirtiyor. Henüz Ceres'in yüzeyinde hidrojen-peroksitin bulunup bulunmadığı bilinmiyor ancak, olmaması için de geçerli bir kanıt yok.

Kepler gezegen peşinde

NASA, Kepler teleskobunu fırlattı. Teleskop, Güneş Sistemi dışında dünyaya benzer yaşanabilir gezegen olup olmadığını araştıracak.

NASA tarafından yapılan açıklamada, Florida'daki Cape Canaveral Uzay Üssü'nden TSİ 05.49'da uzaya gönderilen 1,03 ton ağırlığındaki Kepler uzay aracının Delta füzesinden, öngörüldüğü gibi, fırlatılmasından 1 saat kadar sonra 721,53 kilometre irtifada ayrıldığı belirtildi.

Adını Alman gök bilimci Johannes Kepler'den alan araç, şimdiye dek uzayda kullanılacak en gelişmiş (95 megapiksel çözünürlüklü) kamera sistemine sahip.

Samanyolu galaksisinin Cygnus-Lyra bölgesinde 100 binden fazla Güneş benzeri yıldızı inceleyecek olan Kepler'in yıldızlardan çeşitli uzaklıklarda Dünya ölçülerinde veya daha büyük yüzlerce gezegen bulması bekleniyor.

600 milyon dolara malolacak misyonun, en az 3,5 yıl sürmesi bekleniyor.

Avrupalı astronomlar geçen ay, Güneş Sistemi dışındaki en küçük Dünya benzeri kayalık gezegeni gözlemlediklerini açıklamıştı.

Avrupa Uzay Ajansından (ESA) yapılan açıklamada, Aralık 2006'da yörüngeye fırlatılan COROT uydu teleskobuyla yapılan keşifte gözlemlenen dış gezegenin (exoplanet) Dünya'nın iki katı kadar büyükte ve Güneş benzeri bir yıldızın etrafında döndüğü belirtilmişti.

Bu mini kayalık gezegenin yüzey sıcaklığının çok yüksek, yaklaşık 1100 santigrat derece olduğunu belirten bilim adamları, gezegenin büyük olasılıkla lav veya su buharıyla kaplı olduğuna işaret etmişti.

Astronomlar, yine de Dünya ölçülerine sahip gezegenlerin çok ender olduğuna işaret ediyor.

5 Mart 2009 Perşembe

Gezegen avcısı 7 Mart'ta fırlatılıyor

NASA'nın Kepler projesi yetkilileri, 1,03 ton ağırlığındaki Kepler uzay aracının bir Delta 2 füzesiyle 7 Mart Cumartesi TSİ 05:49'da Florida'daki Cape Canaveral Uzay Üssünden fırlatılacağını belirtti.

Amerikan Havacılık ve Uzay Ajansı (NASA), Güneş Sistemi dışında Dünya'ya benzer ve yaşanabilir gezegenler arayışları çerçevesinde, Kepler adlı uzay aracını cumartesi günü fırlatacak.

NASA'nın Astrofizik Bölümü Direktörü Jon Morse, Güneş'in yörüngesine yerleşecek Kepler'in Dünya benzeri koşulların bulunabileceği gezegenlerin bulunması ve incelenmesi çabalarında ilk ve çok önemli bir proje olduğunu belirterek, "gezegen avcısı Kepler" uzay aracına Samanyolu galaksisinde Dünya ölçütlerindeki gezegenlerin ne kadar sık olabileceğini anlamada büyük görev düştüğünü söyledi.

Samanyolu galaksisinin Cygnus-Lyra bölgesinde 3,5 yıl boyunca 100 binden fazla Güneş benzeri yıldızı inceleyecek olan Kepler'in yıldızlardan çeşitli uzaklıklarda Dünya ölçülerinde veya daha büyük yüzlerce gezegen bulması bekleniyor.

3 Mart 2009 Salı

Fizik teorileri; Kuantum Sıçraması

Albert Einstein'ın görecelilik teorisi, ışığın hızını evrensel hızı sınırı olarak belirledi ve mesafe ve zamanın mutlak olmadığını, kişinin hareketi ile etkilendiğini gösterdi.

Hareket halindeki bir saat her zaman hareketsiz bir saatten daha yavaş çalışır görünür, çünkü zaman bir cismin hareket ettiği hız ile ilişkilidir. Teoride bu gerçek zaman yolculuğunu mümkün kılıyor – en azından eğer çok hızlı bir uzay gemisine sahipseniz.

Şunu düşünün: Eğer bir astronot ışık hızının hemen altındaki bir hızda altı ay boyunca uzayda seyahat ederse ve Dünya’ya geri dönmesi de altı ay sürerse, gelecekteki dünyaya ayak basacaktır.

Astronotun ışık hızına ne kadar yakın yolculuk yaptığına bağlı olarak astronotun saatinde bir yıl geçerken, Dünyada on binlerce yıl geçmiş olabilir.


Columbia Üniversitesi fizik profesörü ve ‘Kozmosun Dokusu: Uzay, Zaman ve Realitenin Niteliği’ kitabının yazarı Brian Grene, “Sonuç şu ki, fizik yasaları zaman yolculuğuna izin veriyor” dedi.

Ama Einstein’ın tasarladığı şekliyle uzay ve zaman yasaları kuantum teorisinin garip kuralları ile revize edilebilir. Kuantum teorisi evreni dolduran mikroskobik rastgele olmayı tanımlar.

Evrenin süreksiz olduğu atomaltı ölçekte, fizikçiler yerçekiminin nasıl davrandığını bilmiyorlar.

Princeton Üniversitesi’nden astrofizikçi Richard Gott “Kuralları değiştirebilecek bazı yeni fizik yasaları keşfedebiliriz” dedi.


Kurt Yenikleri Zaman Yolculuğu İçin Tüneller midir?

Bilim kurgu fanatiklerinin bildiği gibi, kurt yenikleri (solucan deliği) [uzay ve zamanda teorik kestirme yollar] zaman yolculuğu portalları için mükemmeldir.

İnsanları geçmişe aktaran en son film 1952 Ray Bradbury romanından uyarlanan bu yazın filmi ‘A Sound Of Thunder’ dir. Bu filmde, bir grup avcı dinozor çağına geri gitmek için bir zaman makinesi yapar, zaman makinesi bir çeşit kurt yeniğine benzer. Orada, olaylar ters gider. Bir avcı bir kelebeği öldürdüğü zaman, bu tarihin gidişatını tamamen değiştirir.

Film eleştirmenler tarafından olumsuz eleştiriler aldı ve hemen sinema salonlarından çekildi. Ama sorular ortaya çıktı – zaman ve zamanda yolculuk olasılıklarının gizemi fizikte en zorlu konular arasındadır, gittikçe artan sayıda bilim adamı bu konu ile ilgilenmektedir. Bilim adamları gerçekten zamanda yolculuk yapmanın yolunu aramıyor. Ama bazıları bunun nasıl yapılabileceğini teorize etmenin – belki uzayda bir kurt yeniği kullanarak – bunu anlamalarına ve hatta fizik yasalarını revize etmelerine yardımcı olacağına inanıyor.

Portekiz Lizbon Üniversitesi’nden astrofizikçi Franscisco Lobo, “Bir ucundan diğer ucuna geçilebilir kurt yenikleri genel göreceliliğin sınırlamalarını araştırmakta gedanken deneyler için çok yararlıdır” (gedanken terimi, teorik olarak mantıklı ama gerçekleştirilmesi pratik olmayan deneyleri tanımlar) dedi.


Sıçrama

Görecelilik teorisi geçmişe yolculuğa izin vermez. Ama kurt yenikleri olarak bilinen Einstein – Rosen köprüleri kullanılarak bu tür yolculuklara erişmek mümkün olabilir.

Uzay ve zamandaki teorik kestirme yollar uzaydaki iki uzak mesafeyi birbirine bağlar, bir elmanın içindeki kurt yeniği tünelindeki gibi.

Pasadena’daki Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü’nde yerçekimi teoristi olan Kip Thorne 1988’de bu tünellerin Casimir enerjisi olarak bilinen ekzotik bir madde formu ile açık tutulabileceğini gösterdi.

Laboratuarda ölçülen bu enerji bir çeşit kuantum vakumudur. Sıfırdan daha az ağırlığa sahip olan Casimir enerjisi kurt yeniği duvarlarını ayrı tutarak anti –yerçekimi etkisine sahip olurdu.

Lobo “Genel göreceliliğin negatif enerji yoğunluklarının varlığını yasakladığı varsayımında bulunulmuştur, ancak kuantum mekanikleri vakumun her zaman fısır enerji yoğunluğuna sahip olmayabileceğini gösterir” dedi.


Princeton’daki bilim adamı Gott kurt yeniği etkilerini aynalı bahçe topu şeklinde tasarlar. Ancak, kurt yeniğinden bakınca, kişi aynı bahçenin yansımasını görmez, bunun yerine diyelim ki güneş sistemimize en yakın yıldız olan Alpha Centauri’deki bir bahçeyi görür.

“Kurt yeniğinin içinden sıçrayabilir ve Alpha Centauri’de ortaya çıkabilirsiniz ve bu iki çok uzak yerleri birleştiren çok dar bir tünelden geçmiş olursunuz” dedi Gott. “Kurt yeniğinin kestirme yolu Alpha Centauri’ye bir ışık demeti fırlatmanıza izin verir”

Eğer kurt yeniğinin bir ucu ışık hızına yakın bir hızda yolculuk yapan bir uzay gemisinin yerçekimi etkisi kullanılarak hareket ettirilirse, o uçtaki bir saat kurt yeniğinin diğer ucundaki saate göre daha yavaş çalışır. Bu, kurt yeniğini iki farklı zaman - geçmiş ve gelecek – arasında bir portala dönüştürebilir.

Gott “Bu kurt yeniklerinin mutfağınıza koyabileceğiniz bir şey olmadığını belirtmeliyim. Kurt yeniğinin her bir giriş yeri 100 milyon güneş kütlesindedir.” dedi. “Bu galaktik – öçekli mühendislik projesidir.”

Fantom Enerjisi

“Ancak kurt yeniklerini inşa etmek ve desteklemek için gereken materyal, evrenin hızlanmış bir genişlemede olduğu keşfinden bir destek aldı” diyor Lobo.

Bu kozmik genişlemenin muhtemel itici gücü “fantom enerjisidir”, evrenin yüzde 70’ini oluşturabilen kuramsal madde.


Lobo “Fantom enerjisi uzayı itiyor olabilir ve o kadar anti- yerçekimseldir ki en sonunda her şeyi parçalara böler, her şeyi sona erdirir. Ancak, o zamandan önce, kurt yenikleri açmayı desteklemek için kullanılabilir” diye teorize ediyor.

“Daha spekülatif bir senaryoda, içinden geçilebilir bir kurt yeniği inşa etmek ve bunu devam ettirmek için gereken fantom enerjisi için kozmik akışkanı kazıp çıkaran feci derecede ileri bir uygarlık hayal edilebilir” dedi.

Zaman Yolculuğu Nasıl İşler

Thorne zaman yolculuğu portalı için kullanılabilecek evrende var olan başka türde tünele benzer bir yapı olabileceğine inanıyor. Einstein – Rosen Köprüleri de denen kurt yeniklerinin zaman yolculuğu için en çok potansiyele sahip oldukları düşünülüyor. Sadece zamanda yolculuk yapmamıza izin vermezler, ayrıca zamanın çok küçük bir kesrinde Dünyadan bir çok ışık – yılı uzağa yolculuk yapmamızı sağlayabilirler.

Kurt yenikleri

Kurt yeniklerinin, herhangi bir kütlenin uzay zamanı büktüğünü ifade eden Einstein’ın görecelilik teorisine dayandığı düşünülür. Bu bükülmeyi anlamak için, iki kişinin bir çarşafı tuttuğunu ve bu çarşafı gerdiğini düşünün. Eğer birisi çarşafın üzerine bir basket topu koyarsa, basket topunun ağırlığı çarşafın ortasını dürecektir (yuvarlayacaktır) ve çarşafın o noktada bükülmesine neden olacaktır. Şimdi, eğer aynı çarşafın kenarına bir bilye konulursa, bükülme nedeniyle basket topuna doğru yolculuk yapacaktır.


Bu örnekte, uzay gerçekte uzayzamanı oluşturan dört boyut yerine iki-boyutlu bir plan olarak tanımlandı. Bu çarşafın üstü ve alt arasında bir boşluk bırakarak üst üste katlandığını imgeleyin. Basket topunu üst tarafa yerleştirmek bir bükülmenin oluşmasına neden olur. Eğer üsteki basket topunun bulunduğu yere karşılık gelen bir noktada çarşafın alt kısmına eşit bir kütle yerleştirilirse, ikinci kütle en sonunda basket topu ile buluşacaktır. Bu, kurt yeniklerinin oluşmasına benzerdir.

Uzayda, evrenin farklı kısımlarına baskı uygulayan kütleler en sonunda bir tünel oluşturmak için bir araya gelebilir – bu bir kurt yeniğidir. O zaman Dünya’dan başka bir galaksiye hızla yolculuk yapabiliriz ve geriye dönebiliriz (bir ömür içinde). Örneğin, Orion’un hemen altındaki Canis Major takımyıldızında görünen bir yıldız olan Sirius’a yolculuk etmek istediğimiz bir senaryo düşünelim. Sirius Dünya’dan yaklaşık 9 ışık – yılı uzaklıktadır, bu yaklaşık 54 trilyon mildir (90 trilyon km). Açıkça, bu mesafe uzay yolcularının orada neler gördüklerini bize anlatmaları için zamanda gidip dönmeleri için çok fazladır. Şimdiye dek insanların uzayda yolculuk yaptıkları en uzak mesafe aydır, Dünya’dan sadece 400,000 km. Eğer bizi Sirius’un etrafındaki uzaya bağlayan bir kurt yeniği bulabilseydik, o zaman geleneksel uzay yolculuğu ile geçmek zorunda kalacağımız trilyonlarca milden kaçınarak zamanı önemli ölçüde kısaltabilirdik.


Tüm bunların zaman yolculuğu ile ne ilgisi var? Daha önce tartıştığımız gibi, görecelilik teorisi bir nesnenin hızı ışık hızına yaklaştıkça zamanın yavaşladığını belirtir. Bilim insanları uzay mekiği hızında bile astronotların birkaç nanosaniye geleceğe yolculuk yapabildiklerini keşfettiler. Bunu anlamak için iki kişiyi hayal edin, onlara A ve B diyelim. A Dünya’da kalırken, B uzay mekiği ile uçar. Kalkış anında ikisinin de saatleri mükemmel senkronizasyondadır (aynı zamanı gösterir). B2nin uzay mekiği ışık hızına yaklaştıkça, B için zaman daha yavaş akar (A’ya göre). Eğer B ışık hızının yüzde 50’sinde sadece birkaç saat yolculuk yapıp Dünya’ya geri dönerse, A’nın B’den daha hızlı yaşlandığı ikisine de görünecektir. Yaşlanmadaki farklılığın nedeni, zamanın A için B’den daha hızlı geçmesidir. A için birçok yıllar geçmiş olabilirken, B için sadece bir kaç saat geçmiştir.

Eğer kurt yenikleri keşfedilebilseydi, geleceğe olduğu gibi geçmişe de yolculuk etmemizi sağlardı. İşte bunun nasıl işleyeceği: Diyelim ki, kurt yeniğinin girişi taşınabilirdir. O zaman yukardaki örnekte ışık hızının yüzde 50’si hızda uzayda birkaç saat geçiren B kurt yeniğinin bir ucunu uzaya taşıyabilirdi, kurt yeniğinin diğer ucu A kişisi ile Dünya’da kalırdı. B uzayda yolculuk yaparken, iki insan (A ve B) birbirlerini görmeye devam ederlerdi. B birkaç saat sonra Dünya’ya geri döndüğünde, A için birkaç yıl geçmiş olabilir. Şimdi, A uzaya giden kurt yeniğinden baktığında, kendisini daha genç yaşta görür, B uzaya uçtuğunda bulunduğu yaşta. Bununla ilgili harika olan şey şu; daha genç olan B geleceğe adım atabilirken, daha yaşlı olan A kurt yeniğine girerek geçmişe adım atabilir.


Kozmik İplikler

Zamanda geriye ve ileriye nasıl yolculuk yapabileceğimizin bir başka teorisi, 1991’de Princeton fizikçisi J. Richard Gott tarafından önerilen kozmik iplikler fikrini kullanır. Bunlar – isimlerin öne sürdüğü gibi – bazı bilim adamlarının erken evrende oluştuklarına inandıkları ipliğe benzer nesnelerdir. Bu iplikler evrenin tüm uzunluğu boyunca dizilebilir ve yoğun basınç altındadırlar – milyonlarca ton.

Atomdan daha ince olan bu kozmik iplikler yakınından geçtikleri herhangi bir nesneye muazzam miktarda yerçekimi çekiş etkisi üretebilirler. Kozmik bir ipliğe bağlanmış nesneler inanılmaz hızlarda yolculuk yapabilir ve yerçekimi kuvvetleri uzayzamanı büktüğü (çarpıttığı) için, zaman yolculuğu için kullanılabilirler. İki kozmik ipliği bir araya çekerek veya bir ipliği bir kara deliğin yakınına çekerek kapalı zaman – benzeri eğriler yaratmak için uzayzamanı yeteri kadar eğriltmek mümkün olabilir.

Bir uzay gemisi kendisini geçmişe sevketmesi için iki kozmik iplik veya iplik ve kara delik tarafından üretilen çekimi kullanarak bir zaman makinesine dönüştürülebilir. Bunu yapmak için, kozmik ipliklerin etrafında döngü yapacaktır. Ancak, bu ipliklerin var olup olmadıkları ve eğer var iseler hangi formda oldukları ile ilgili hala çok fazla spekülasyon vardır. Gott’ın kendisi, zamanda bir yıl bile geri gitmek için, tüm galaksinin kütle – enerjisinin yarısını içeren bir iplik döngüsü gerekeceğini söyledi. Ve herhangi bir zaman makinesi ile olduğu gibi, zaman makinesinin yaratıldığı zamandaki noktadan daha uzağa geri gidemezsiniz.


Zaman Yolculuğundaki Problemler

Eğer zaman yolculuğu için elverişli bir teori geliştirebilseydik, paradoks denen çok karmaşık problemler yaratma yeteneği geliştirirdik. Paradoks kendisi ile çelişen bir şey olarak tanımlanır. İşte iki genel örnek:

Diyelim ki, doğduğunuzdan önceki bir zamana geri gidebiliyorsunuz. Doğduğunuzdan önceki bir zamanda var olmanız gerçeği bir paradoks yaratır. Eğer 1960’ta doğduysanız, 1955’te nasıl var olabilirsiniz?

Muhtemelen en ünlü paradoks büyükbaba paradoksudur. Bir zaman yolcusu geri gidip, yolcu doğmadan önce atalarından birini öldürürse ne olacaktır? Eğer o kişi kendi büyükbabasını öldürürse, o zaman o kişi geri gidip kendi büyükbabasını öldürmek için nasıl canlı olabilecektir? Eğer geçmişi değiştirirsek, sonsuz sayıda paradoks yaratacaktır.

Zaman yolculuğu ile ilgili bir diğer teori paralel evrenler veya alternatif tarihler (hikâyeler) fikrini ortaya koymaktadır. Diyelim ki, büyükbabanız ile o genç bir oğlan iken karşılaşmak için geriye yolculuk yapıyorsunuz. Paralel evrenler teorisinde, bizimkine çok benzeyen ama olayların farklı şekilde ilerlediği başka bir evrene yolculuk yapıyor olabilirsiniz. Örneğin, zamanda geri yolculuk yapıp atalarınızdan birini öldürüyorsanız, sadece tek bir evrendeki o kişiyi öldürmüş olursunuz ki o evren artık sizin var olmadığınız evrendir. Ve eğer sonra kendi zamanınıza geri gelmeye çalışırsanız, bir başka paralel evrende ortaya çıkabilirsiniz ve asla başladığınız evrene geri gelemeyebilirsiniz.

Buradaki fikir, her eylemin yeni bir evrenin yaratımına neden olduğudur ve mevcut olan sonsuz sayıda evren olduğudur. Atanızı öldürdüğünüz zaman yeni bir evren yarattınız, olayların orijinal sırasını değiştirdiğiniz zamana kadar kendinizinkine özdeş olmuş bir evren.

Zaman yolculuğu dünyasına hoş geldiniz.

Çin'in uzay sondası Ay yüzeyine düştü

16 aylık bir görev için Ay yüzeyini keşfe gönderilen Chang'e 1 isimli uzay aracı Ay yüzeyine kontrollü bir şekilde düşürüldü.

Çin Halk Cumhuriyeti'nin üç aşamalı Ay projesinin birinci aşamasını tamamlamak üzere 2007 yılında fırlatılan Chang'e 1 isimli uzay aracı görevini tamamlayarak kontrollü bir şekilde Ay yüzeyine düşürüldü.

Çinli yetkililerin yaptığı açıklamaya göre, Chang'e 1 isimli araç, dün TSİ 11:13'te 16 aylık görevini başarıyla tamamlayıp, bir sonraki aşama için veri sağlaması amacıyla ay yüzeyine düşürüldü.

Çinli yetkililerin, bir sonraki aşamada gönderilecek uzay aracının ay yüzeyine daha yumuşak bir iniş gerçekleştirebilmesi için gerekli olan deneyimi elde etmek amacıyla düşürdükleri araç, Ay yüzeyinin ayrıntılı haritasını çıkarmıştı.

Çin'in üç aşamalı Ay projesi, 2012 yılında Çinli bir astronotu Ay yüzeyinde yürüyüşe çıkarmayı hedefliyor. Ülke aynı zamanda bu projenin sonunda elde ettiği yöntem bilgisini Ay yüzeyinde kurulacak bir uzay üssü için de kullanmayı düşündüğünü açıkladı

20 Şubat 2009 Cuma

Lulin kuyrukluyıldızı Güneş Sistemi’ne giriyor

Yeşil ışığı ile görülebilen Lulin kuyrukluyıldızı Güneş Sistemi’nin içine ilk defa giriyor.
Arizona'da yaşayan amatör astronom Jack Newton tarafından çekilen Lulin fotoğrafı.



Geçtiğimiz yıl keşfedilen esrarengiz bir yeşil ışık yayan Lulin kuyrukluyıldızı, 24 Şubat tarihinde Dünya’ya en yakın konumuna ulaşacak. Çıplak gözle görülebilecek kuyrukluyıldız Dünya’nın 61 milyon 155 bin 72 kilometre yakından geçecek. Kıyaslamak gerekirse, Kızıl Gezegen Mars şimdiye kadar Dünya’ya 55 milyon 683 bin 302 kilometre yaklaşabilmişti.

Lulin’in yeşil rengi Jüpiter boyutunda atmosfere sahip olmasını sağlayan gazlardan geliyor. Kuyrukluyıldızın çekirdeğinden fışkıran gazlar bir çok kuyrukluyıldızda bulunan zehirli siyanojen gazı ve diatomik karbon içeriyor. Her iki gaz da Güneş ışını ve Uzay boşluğunun vakum etkisi altında kaldığında yeşil renkte ışık saçıyor.

Temmuz 2007’de 19 yaşındaki meteoroloji öğrencisi Quanzhi Ye tarafından Tayvan’da bulunan Lulin Gözlemevi’nde keşfedilen kuyrukluyıldızın adı da buradan geliyor. Ye, keşfettiği kuyrukluyıldızın güzel görüntüsünün çıplak gözle de görülebileceği için heyecanlandığını belirtiyor.


NASA’dan yapılan bir açıklamada, 24 Şubat 2009 tarihinde Dünya’ya en yakın konumda olacak kuyrukluyıldızın Güneş’in doğuşundan kısa bir süre önce karanlık gökyüzünde belireceği günbatımından sonra da gökyüzünün güneyine doğru izlediği yolun dörtte üçünü kat etmiş olacağı belirtiliyor.

17 Aralık 2008 Çarşamba

Tarihi süpernovanın yankısı 436 yıl sonra geldi

Bilim adamları, bilimsel çalışmalarda mihenk taşı kabul edilen ve 1572 yılında gözlemlenen bir süpernovanın “ışık yankılarını” gözlemledi.

Tarihi süpernovanın yankısı 436 yıl sonra geldi

Alman Max Planck Astronomi Enstitüsü’nden araştırmacılar, 1572’de Danimarkalı astronom Tycho Brahe’un gözlemleyerek kaydettiği süpernovanın, yıldızlar arası toz tarafından yansıtılan donuk ışık yankılarını, Havai ve İspanya’daki teleskopları kullanarak tespit etti.

O dönem tüm dünyada gözlemcilerin büyük ilgisi çeken bu gök olayının doğası üzerindeki 436 yıllık gizemi çözmeye yardımcı olması beklenen, meşhur süpernovanın “fosil izleri” konusundaki araştırma, Nature dergisinde yayınlandı.

Max Planck Enstitüsü’nden Dr Oliver Krause, 1572’deki süpernovanın bilim tarihinde çok önemli bir nokta olduğunu belirterek, bu gözlemle gökyüzündeki değişmezlik ilkesinin ortadan kalktığını kaydetti.

1572’de Kasım ayının başlarında Cassiopiea takımyıldızında beliren ve gün ışığında bile görülebilen parlak “yeni yıldız”, aralarında ünlü Danimarkalı astronom Brahe’nin de bulunduğu birçok gözlemciyi büyülemişti.

Süpernova ve Dünya

Süpernovanın kesin konumunu “Stella Nova” adlı kitabında belirleyen Tycho Brahe, ölçümlerinin yeni yıldızın, “yıldızların değişmez olduğunu söyleyen ve 2 bin yıl Batı düşüncesine hakim olan Aristo geleneğine ters düşecek” biçimde Ay’ın çok gerisinde olduğunu kaydetmişti. Bu bulgu Kepler, Galileo, Newton ve diğer bilim adamlarının çalışmaları için önemli bir dayanak teşkil etmişti.

Enerjisi biten büyük yıldızların şiddetle patlamasına denilen süpernovaların bazen parlaklığı Güneş’in parlaklığının yüz milyon katına varabiliyor.

Başlangıçta yapısı, iyonize madde olan plazma şeklindeki bir süpernovanın parlaklığını yitirmesi haftalar ya da aylar sürebilir. Bu süre zarfında yaydığı enerji, güneşin 10 milyar yılda yayacağı enerjiden daha fazladır.

Bu patlamalar, maddenin evrende bir noktadan başka noktalara taşınması işine yarar. Patlama sonucunda dağılan yıldız artıklarının, evrenin başka köşelerinde birikerek yeniden yıldızlar ya da yıldız sistemleri oluşturduğu varsayılmaktadır. Bu teoriye göre, Güneş, Güneş Sistemi içindeki gezegenler ve bu arada elbette bizim Dünya’nın da, çok eski zamanlarda meydana gelmiş bir süpernova sonucu ortaya çıktığı ileri sürülüyor.

63 ışık yılı uzaklıkta CO2 ve CO keşfedildi

Amerikan Havacılık ve Uzay Kurumu (NASA), yörüngedeki uzay teleskobu Hubble’ın uzak bir gezegende karbondioksit ve karbonmonoksit tespit ettiğini ve bunun dünyadışı yaşamın keşfi için ilk adım olabileceğini bildirdi.

NASA’dan yapılan yazılı açıklamada, Hubble’ın Dünya’dan 63 ışık yılı uzakta ve Jüpiter büyüklüğündeki dev gezegende CO2 bulduğu belirtilerek, “Dünya’ya benzer bir gezegende yaşam olduğunu gösterebilecek organik bileşenlerin bulunmasının, bir gün gezegenimizin dışında da yaşamın bulunduğunun ilk kanıtı olabilir” denildi.

Hubble Uzay Teleskobu Bilim Enstitüsü’nden Ray Villard, yaşamın oluşmasına izin vermeyecek şekilde çok ısıya sahip sıvı ve gaz halindeki “HD 189733b” adını verdikleri bu gezegende yaşam izi tespit edemediklerini belirtirken, “Ama bu gezegen, yaşamın varlığının biyolojik izini oluşturabilecek bir kimyasal oluşuma sahip” diye konuştu.

Bilim adamlarının, bu gezegende su buharı ile organik metan molekülleri bulduklarını kaydeden Ray Villard, en heyecanlı kısmın karbondioksit keşfi olduğunu, çünkü bunun uygun koşullarda Dünya’da olduğu gibi bir biyolojik faaliyete bağlı olabileceğini söyledi.

Bu uzak gezegende CO2 ve karbonmonoksit keşfi, NASA’nın Kaliforniya’daki Jet Motorları Laboratuvarı’ndan, gezegenden yayılan kızılötesi ışınları Hubble ile izleyen Mark Swain adlı bilim adamı tarafından yapıldı.

1990’da yörüngeye 575 km irtifada yerleştirilen Hubble, evrenin evrimi ve çok sayıda özelliğinin anlaşılması açısından astronomide devrim yarattı.

Mars kaşifi görevinin ilk aşamasını tamamladı

Amerikan Havacılık ve Uzay Kurumu (NASA), Mars Yörünge Kaşifi’nin (Mars Reconnaissance Orbiter-MRO) bilimsel araştırmalarının iki yıllık ilk aşamasını başarıyla tamamladığını açıkladı.

NASA’dan yapılan açıklamaya göre bilim adamları, uzay aracının şu ana kadar 73 terabyte veri gönderdiğini ve bunun daha önce Mars’a gönderilen uzay araçlarının gönderdiği verilerin tamamından fazla olduğunu belirterek, MRO’nun Kızıl Gezegen’deki yüksek öncelikli yerlerin yaklaşık 10 bin gözlemini yerine getirdiğini kaydettiler.

MRO’nun Mars’ın yaklaşık yüzde 40’ının, bir ev boyutundaki cisimlerin ve yaklaşık yüzde 1’inin de bir masa boyutundaki cisimlerin ayrıntısını verecek çözünürlükte görüntülerini gönderdiğini açıklayan bilim adamları, uzay aracının ayrıca Mars’ın yaklaşık yüzde 60’ının stadyum boyutunda çözünürlüğe sahip maden haritasını çıkardığını, atmosfer ve hava durumunu kaydettiğini belirttiler.

NASA’nın Kaliforniya Pasadena’daki Jet Motorları Laboratuvarı’ndan proje görevlisi Richard Zurek, bu gözlemlerin, Mars’ta suyun ne zaman ve nerede değiştiği hakkındaki teorileri test etmeye yetecek ayrıntıya sahip olduğunu ve Kızıl Gezegen’de yaşanabilir çevre arayışları için gelecek seyahatlerin daha yapıcı olmasına yardım edeceğini söyledi.

Mars Yörünge Kaşifi, bilimsel görevinin ilk aşamasını tamamlamasının ardından, Güneş çevresinde başka bir yörüngeye giren ve yaklaşık iki Dünya yılı sürecek yeni bir göreve başlıyor.