sergi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sergi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Kasım 2018 Pazartesi

tophane-cihangir-istiklal arası


Hafta sonu 48 sanatçının 102 eserinin sergilendiği Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi'ndeki Arkas Koleksiyonu’nda Post-Empresyonizm sergisini gezme fırsatı yakaladık.Auguste Renoir, Louis Anquetin, Maxime Maufra, Theo van Rysselberghe, Paul Serusier, Suzanne Valadon, Edouard Vuillard, Leo Putz, Kees Van Dongen, André Derain, George Braque  gibi sanatçıların şahane eserlerini yakından görmek inanılmaz zevkliydi.









Tophane'den Cihangir'e doğru tırmanışa geçiyoruz.




Soluğu Cihangir Akarsu Yokuşundaki Orhan Kemal Müzesi'nde alıyoruz. Müzede Ara Güler tarafından çekilmiş şahane fotoğrafları, kıyafetleri, kitaplarının orijinal ilk baskıları, mektupları, kullandığı daktilo, yatak, diş fırçası, kalem gibi özel eşyaları ve öldüğünde yüzünden alınan yüz kalıbı gibi çeşitli eşyalar sergileniyor. 1950lerde aslı Nuruosmaniye'de yer alan Orhan Kemal’le özdeşleşen 1965'te pek çok edebiyatçının takıldığı İkbal Kahvesi’nden bir tane de Orhan Kemal'in oğlu Işık Öğütçü tarafından müzenin hemen yanına açılmış. Tam 10TL, Öğrenci 5TL. Her gün 10.00 – 18.00   Pazar günleri kapalı.



1914'te Adana'nın Ceyhan ilçesinde doğan Adana’da çırçır fabrikalarında işçilik, dokumacılık, ambar memurluğu ve kâtiplik yapan1938’da ilk şiirlerini de yazdığı Niğde’deki askerliği esnasında, komünizm propagandası yapmak suçlamasıyla  1939’da 5 yıl hapse mahkum olan Orhan Kemal'in 1940'ta Bursa Cezaevi’nde Nâzım Hikmet’le tanışması yaşamının ve yazarlığının dönüm noktalarından olmuş, gerçekçi Türk edebiyatının en büyük ustalarından olmuştur.















Günü Lebon Pastanesi'nde sıcacık çay, kahve ve adisebaba eşliğinde bitiriyoruz.

15 Ekim 2017 Pazar

sergi-kitap-konser

En sevdiğim mevsim yaz olsa da sonbaharın gelişiyle sergi gezmelerin, evde battaniye altında film izlemelerin, kitap okumaların ayrı bir güzelliği var. Geçenlerde İstanbul Modern ve Galata Özel Rum İlköğretim Okulundaki 15. İstanbul Bienali'ni gezdik.








Sergiden sonra uzun zamandır gitmek istediğim Baldır Sirkeci'ye gittik. Eti sevmeyene eti sevdirir burası. Dananın arka bacaklarının üst kısmı ile kuyruğunun bir kısmından elde edilen 18 saatte pişirilen, özel ve enfes ekmekle servis edilen Baldır'ı denemeli, tahinli sufleden de yemelisiniz.

Herkesin hayata karşı bir sorumluluğu var, sizce de öyle değil mi? Kendini tanımayı öğrenmek, günlerin sayılı olduğunun bilincine varmak, sorumluluk veren anlamlı seçimler yapmak. Ve elbette, yeteneklerini boşa harcamamak. 

Yıllardır kişisel gelişim okumazken bu sene elim hep bu tarz kitaplara gitti.

Nilüfer ismi güzel, sesi apayrı güzel, şarkıları güzel ötesi kadın. En çok dinlediklerimden! Geçen aylarda konserine gitmiştik, mutluluktan uçmuştum.

7 Haziran 2016 Salı

bu aralar

 Bu aralar çok tembelim -çoğu zaman olduğu gibi-. 
Geçenlerde yine Balattaki Naftalin Cafeye gitmiştik. Keşke benim de böyle bir yerim olsa dedirten cinsten yerlerden. Şiir kekleri, kahve çeşitleri denenmeli.

Fazlasıyla zevk alarak gezdiğimiz bir sergi: Koku ve Şehir. Nisandan bu yana kahve, nane, kolonya, safran, buhur, amber, kahve, keçi, egzoz, kömür, lavanta, misk gibi 50’ye yakın kokunun yer aldığı sergi Koç Üniversitesi Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi'nde (ANAMED) sergileniyordu. Son günlerinde gidebildim.İyi ki kaçırmamışım! Çok üzülürdüm. Kağıtlarla kokunun ne olduğunu anlamaya çalışıp sonrasında cevabına baktığımız kısımda neredeyse hiçbirini bilemememle ne kadar iyi koku aldığımı da görmüş oldum.*-*

İnternette orda burda her yerde görüp neymiş bu diyip serinin ilk kitabını alıp çok severek kısa sürede okuduğum bir kitap: Benim Olağanüstü Akıllı Arkadaşım. İtalya da geçmesi kitabı sevmem için tek başına yeterli olabilecekken 1950'lerde Napoli'nin fakir bir mahallesinde Lenu ve Lila isimli iki kızın hikayesinin samimiyeti ve gerçekçiliği serinin tüm kitaplarını alıp bir an önce hayatlarının devamını öğrenme isteğiyle dolmama sebep oldu.

Lila’nın “hem de zengin,” deyişimi yinelediğini işittim ve gülmeye başladık. Ama sonra şunu ekledi: “hem de sevimli, hem de iyi yürekli.” Ben ona katıldığımı, bunların marcello’da olmayan ve stefano’yu seçmesi için gerekli nitelikler olduğunu söyledim. Gene de bu iki sıfat kafamı karıştırdı, çocuksu hayallerin ışıltısına son darbeyi indirdiklerini hissettim.

Çocukluğumuzu özlemiyorum, şiddet doluydu. Hem evde, hem dışarıda her türlü musibet gelirdi başımıza ama gene de payımıza düşen hayatın özellikle kötü olduğunu düşündüğümü hiç hatırlamıyorum. Hayat böyleydi, işte o kadar; başkaları bize hayatı zindan etmeden, biz onlara zindan etmeliyiz zorunluluğuyla büyüyorduk.

Pleb yemekle şaraba aynı anda sahip olmak için kavga etmek, kimin yemeği daha önce geliyor, kiminki daha leziz diye tartışma çıkarmaktı; garsonların üzerinde gezinip durdukları o pis zemindi, giderek amiyane bir hal alan kadeh tokuşturmalardı. Pleb annemdi, içki içmiş, şimdi ciddiyetle oturan babama sırtını dönmüş, maden tüccarının açık saçık şakalarına kahkahalar atarak gülüyordu.


Nuri Bilge Ceylan'ın ilk filmlerine sardım bu ara. Kasaba ayrı bi güzeldi.
Haftaya kötü başladık. Umarım güzel devam eder.