neler oluyor? etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
neler oluyor? etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ekim 2012 Pazartesi







Dün Taksimdeki eylemdeydik.
Ben hayatımın çoğunluğunda hayvanlarla içiçeydim.
Belki de bu yüzden hayvanları insanlara göre çok daha fazla sevdim.
Onların size verdiği sevgi yalan değil tamamen gerçektir istemediği zaman gelmez, sizi kandırmaz, aptal yerine koymaz, üzüldüğünüzü anladığında da siz bütün bir gece ağlarken yanınızdan ayrılmaz.
Sahi insanların kalbi var mı?
Her şey gelip geçer yeter ki vicdanlar rahat etsin.

28 Eylül 2012 Cuma

2 Haziran 2012 Cumartesi

soyez insatiables, soyez fous



Bir final döneminde daha hocaların yaratıcı(!?)sorularıyla beynim  o kadar açılmış olmalı ki;
 yine tuhaf istekler, dilekler ve yaratıcı taleplerle buradayım:

Öncelikle şu çikolata olayını fena halde deneyesim var en çok balonları patlatma aşaması için heyecan duyuyorum hatta:D


                                             bu küçük eğlenceliklerden edinmek gerek.
şekilli kase olayını pek sevdim.

işte bu şahane:D gerçekten böyle bir şey üretilse yok satar, çok fonksiyonlu mutfak aleti ödülü alır:D 

bu da benim gibi küçükken hatta hala  gece uyumadan duvarda gölge oluşturmaya çalışıp kuştan öteye gidemeyenler için enfes bir çalışma:D 

9 Ocak 2012 Pazartesi

istediğim bikaç bişey

manyetik sistemle çalışan havada duran bulut şeklinde yatak*-*
 sanırım uyku sürem 10 saatten 15 saate çıkar bununla rahatlıkla:)

yıllardır istediğim şey işte bu! tabi ben asla istediğim renkte ip bulamadığımdan, bunun ipe filan uygulanabilen halinden de isterim, atkı ve şalda kullanmak için.
  
bir de dijital kalem hayalim hala devam ediyor. gerçi o çıktı ama deli gibi yaygınlaşması ve elle yazdığımız yazıların anında bilgisayara aktarılabilmesi, bunun süpersonik hızda olabilmesi hayallerim arasında.

bir de defterlerde control-f . özelliği olmasını ve aradığım şeyi direk bulabilmeyi sağlayacak aparatı

 10a katlanıp  her daim yanımda taşıyabileceğim hap kadar bir fotoğraf makinesi

bir de anahtar bulucu
bir de.....

27 Ekim 2011 Perşembe

evdetekbaşına

bilinç altım benimle dalga geçiyor.çocukluğumdan beri en çok izlediğim filmlerden biri evdetekbaşına serisi.kanalların ellerinde izletmeye film kalmadığı zamanların en önemli yedek kozu.o kadar çok izlemişim ki amerika denince aklıma ilk, serinin newyorkta geçen ikinci filmi geliyor.başka şeyler gelmesindense iyidir ya orası ayrı. bir gün olurda amerikaya gidersem; ki bu bütün dünyayı gezip bir tek orası kaldığında ancak gerçekleşir.ilk önce central parka gidip, şu güvercinli kadını görüp dehşetengiz dakikalar yaşamak düşüncesindeyim.
bir de, filmler var tabi bireysel silahlanmanın aşırı boyutta olduğu, internetten siparişle kolaylıkla silahınızın kapınıza geldiği, marketlerden de mermilerinizi alabildiğiniz amerika üzerine.


 "abd, 20 nisan 1999. sıradan bir amerikan sabahı. çiftçi tarlasını sürüyor...sütçü sütünü dağıtıyor...başkan, adını telaffuz edemediğimiz bir ülkeyi bombalıyor." 





'tek bir harcama için vergi toplanması' mantığını doğru bulmayan, bireysel olarak bir aylık maaşını depremzedeler için bağışlayacağını söyleyen bir maliye bakanımız var bizimde.ne diyelim ki.duble yol yaptılar o kadar.sağolsunlar varolsunlar.seçim kampanyalarında şarkılı türkülü anlattılar, gösterdiler.nede olsa arap kralları yardım eder.kanallar günlerce kampanyalar yapar,insanlar mesaj atar bir şekilde yine para toplanır.adamlar öğrenmiş bi kere işin kolay yolunu.

17 Haziran 2011 Cuma

water for elephants




filler; en sevdiğim hayvanlardır.onların sirklerde sırf insanları eğlendirsin diye kötü koşullarda eğitilmeleri kadar sinir bozucu bir şey olamaz. 
filmde de gaddar sirk sahibinin karısı ve annesi ile babası öldükten sonra trene atlayarak kendini sirkte çalışmakta bulan Jacob Jankowski nin arasında başlayan aşkı anlatıyor. ancak ben aşk hikayesinden daha çok filmde her ne kadar pek üstünde durulmasa da hayvanların maruz kaldığı işkenceye  takıldım.

pek çok ülkede olduğu gibi türkiyede ve tüm dünyada ilaçlarla, korkunç işkencelerle hayvanların eğitilip birer eğlence malzemesi yapıldığı sirklerin kapatılması için düzenlenen kampanyalara katılalım.
hayvanlara yapılan işkencelerden herkesi haberdar edelim sahneye yansımayan ama geri planda yaşanan bu “acımasızlığı” onlarla da paylaşalım.
şurada yazanları okuduktan sonra işkencenin boyutunu, insan biraz daha iyi anlıyor:

13 Haziran 2011 Pazartesi

soru

Kars’taki İnsanlık Anıtı’nı yıkan belediyenin yeni sanat projesi nedir?
a. Meçhul kaz anıtı
b. Gravyer müzesi
c. Tereyağlı ballı ekmek bienali
d. Kaşar ve bal heykeli

4 Mayıs 2011 Çarşamba

happy birthday audrey hepburn!







Çekici dudaklara sahip olmak istiyorsanız, dudağınıza tatlı sözden başkasını dokundurmayın.
Güzel gözleriniz olsun istiyorsanız, güzel insanlarla göz göze gelin, gerçek dostlar edinip sık görüşün.
İdeal beden ölçülerine sahip olmak ve hep zayıf kalmak istiyorsanız, yemeğinizi yoksullarla ve açlarla paylaşın.
Alımlı saçlara sahip olmak istiyorsanız, çocuğunuzun günde en az bir kere onu okşamasına izin verin.
Dikkat çekici pozlar vermek istiyorsanız, yanınıza bilgelik ve tevazuyu alarak yürüyün, asla cahilce ve gururla yürümeyin.
İnsanların da tıpkı elimizin altındaki eşyalar gibi, hatta onlardan çok daha fazla onarılmaya, yenilenmeye, bakım gömeye, gözden geçirilmeye ihtiyaçları vardır. Hiçbir insanı eskidi, bozuldu işe yaramıyor diye elinizden çıkarma hakkınız yoktur.

23 Nisan 2011 Cumartesi

Büyükada'da 23 nisan





 
Bizans döneminde işgal altında kalan Aya Yorgi kilisesindeki ikona ve kutsal cisimleri kurtarmak isteyen papazlar, söz konusu cisimleri toprağa gömüp üzerini kapatmışlar.Aradan geçen uzun yıllardan sonra aziz Aya Yorgi, bir çobanın rüyasına girmiş ve kiliseye uzanan yolu tırmanmasını, çan sesi duyduğu yerde durup kazmasını söylemiş.

Olayı fazla dikkate almayan çoban, aynı rüyayı 3 gece üst üste görünce "bu işte bir iş var" diyerek çıplak ayakla  ve hiç konuşmadan kiliseye uzanan uzun yokuşu tek başına tırmanmış. Rüyasında görmüş olduğu olay gerçekleşmiş; kiliseye yaklaştığı anda çan sesleri duymaya başlamış ve tam o noktayı kazıp, gömülü cisimleri bulmuş. Üstelik; cisimlerin her biri gömüldüğü günkü kadar yeniymiş.



uzun yıllardır da 23 nisan ve 24 eylül tarihlerinde insanlar buraya gelerek  yokuşu çıplak ayak ve sessizce tırmanarak yarı hacı olmaktalar(bir diğeri izmir-meryem ana evi).Biz de yıllardır sürüp giden ritüeli hem yakından görelim hem de hazır gitmişken  dilekte bulunalım dedik ve saatlerce kuyrukta beklememek için  sabahın 6.30unda ilk motorla bostancıdan adaya gittik.







 bir yandan insanlar mumları yakıp dilek tutarken diğer yanda görevliler topluyor; aşırı yığılma olmasın herkes dilek dileyebilsin diye. 



tebeşirle çizilmiş,çalı çırpıyla, kesme şekerlerle yapılmış evler,arabalar,bebekler,okullar, kocalar:), paralar...


 günümüzde artık her şey çok kolay! dileklerimiz için dua etmeye hazır kişiler bile bulunmakta! bu kadar mı hazırcı olduk anlamadım!

havanın, özellikle tepede soğuk olmasından olsa gerek; çıplak ayak tırmanan çok fazla kişi yoktu. biz sabahın erken saatlerinde orada olduğumuz halde iplerden yerde adeta doğal bir halı örülmeye başlanmıştı bile. akşama doğru ne olmuştur kimbilir!

bu arada gelecek senekilere gitmek isteyen ve iple yukarı kadar tırmanacaklara benden bir tavsiye: tek bir makara ip yetmiyor, ya büyük bir makarayla gidilmeli ya da 3 makara alıp bağlayarak devam edilmeli.










klasik takip edilen ana sokak rotası haricinde de gezilip farklı binalar görülmeli kesinlikle ada da.




deniz lisesinin şahane orkestrası!kısacık zaman diliminde  tepeye tırmanıp,adanın farklı yerlerini keşfedip, çocukların öğrenci bandosunu ve de deniz lisesinin orkestrasını izleyebildik ya bravo bize!
ve evet! üşenmedim,youtube a bile üye olup çektiğim videolardan ikisini yükledim.
bayıldığım yarim istanbul şarkısı:

yıllardır defalarca gidip çektiğim, elimdeki yüzlerce büyükada  fotoğrafının bu sayfada önümüzdeki günlerde bolca  görülmesi mümkün sanırım:)