kültür-sanat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kültür-sanat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Mayıs 2011 Çarşamba

happy birthday audrey hepburn!







Çekici dudaklara sahip olmak istiyorsanız, dudağınıza tatlı sözden başkasını dokundurmayın.
Güzel gözleriniz olsun istiyorsanız, güzel insanlarla göz göze gelin, gerçek dostlar edinip sık görüşün.
İdeal beden ölçülerine sahip olmak ve hep zayıf kalmak istiyorsanız, yemeğinizi yoksullarla ve açlarla paylaşın.
Alımlı saçlara sahip olmak istiyorsanız, çocuğunuzun günde en az bir kere onu okşamasına izin verin.
Dikkat çekici pozlar vermek istiyorsanız, yanınıza bilgelik ve tevazuyu alarak yürüyün, asla cahilce ve gururla yürümeyin.
İnsanların da tıpkı elimizin altındaki eşyalar gibi, hatta onlardan çok daha fazla onarılmaya, yenilenmeye, bakım gömeye, gözden geçirilmeye ihtiyaçları vardır. Hiçbir insanı eskidi, bozuldu işe yaramıyor diye elinizden çıkarma hakkınız yoktur.

2 Şubat 2011 Çarşamba

dondurucu şubat soğuğu -kavurucu frida kahlo sıcaklığı









sergi daha gelmeden meraktan ölmüştüm  ve haftalardır sınavların bitmesini ve o resimleri görmeyi bekliyordum.
çok az tablo olmasıyla biraz hayal kırıklığına uğradım ama güzeldi. önceki geceden frida filmini gene izlemek ardından sergideki belgesellede pekiştirince frida hakkında epey bilgi sahibi oldum.
sıra bi gün meksikadaki evini gezmeye de gelir umarım:)

5 Mart 2010 Cuma

socratesin son gecesi

oyun socratesin baldıran zehiri içip öleceği geceyi anlatıyor.gardiyanla arasında geçen diyaloglar ve karısının onu kurtarmaya çalışması. Sokrates, şehrin tanrılarına inanmamak onların yerine başka tanrılar koymak ve böylece gençliği zehirlemekle suçlanır. Sokrates bu suçlamalar sonucunda ölüme mahkum edilir.oyuncular müthişti ancak çokta ahım şahım diyemeyiz oyun için.felsefeyle aramın da pek iyi olduğu söyleyemiyorum maalesef.

take the money and run

woody allenin kolay yoldan para kazanmaya çalışıpta pekde birşey başaramayan bir loser a dönüşen kahramanını görüyoruz filmde.1969yapımı allenın senaryosunu yazıp yönettiği başrolunde oynadığı ilk film aynı zamanda.çok eğlenceli banka soyma ,hapisane ve bando takımı sahneleri var filmde.
anne ve babasının taktıkları maskelerde groucho marxa  gönderme yapılıyor.
Marx Kardeşler, vodvillerde , sahne oyunlarında, filmde ve televizyonda görünen komedyen kardeşlerdi.

New York City'de doğan Marx Kardeşler, Almanya'nın Yahudi göçmenlerin oğullarıydı:zeppo,chico,harpo,groucho.

25 Şubat 2010 Perşembe

sylvia plath

1932 yılında Alman bir baba ve ABD'li bir anneden, Massachusetts'te doğdu. Profesör olan babası 1940 yılında öldü. Plath ilk şiirini 8 yaşında yayımladı.
Plath, hayatı boyunca ileri derecede manik-depresif bozuklukla boğuştu. 1950 yılında bursla girdiği Smith College'deki ikinci yılında ilk intihar girişimini gerçekleştirdi ve bir akıl hastanesine yatırıldı. 1955'te Smith College'den summa cum laude derece ile mezun oldu.


Kazandığı Fulbright bursuyla Cambridge Üniversitesi'ne giderek çalışmalarını burada sürdürdü ve şiirlerini üniversitenin öğrenci gazetesi olan Varsity'de yayımladı. Plath burada 1956 yılında evleneceği İngiliz şair Ted Hughes'la tanıştı. Evliliklerinin ardından Boston'da yaşamaya başladılar. Plath, hamile kaldıktan sonra ise İngiltere'ye geri döndüler.


Plath ve Hughes, Londra'da kısa süre yaşadıktan sonra North Tawton'a yerleştiler. Çiftin sorunları bu dönemde başladı ve ilk çocuklarının doğumundan kısa süre sonra Sylvia Plath Londra'ya geri dönerek boşanma işlemlerini başlattı.

Kiraladığı evin eskiden İngiliz şair William Butler Yeats'e ait olduğunu öğrenen Plath bunu iyi bir işaret olarak değerlendirdi. 1962 - 1963 kışı Plath için çok zor geçti. 11 Şubat 1963'te, ikinci kattaki odalarında uyumakta olan çocuklarının yanına süt ve kurabiye bıraktıktan sonra, odalarının kapısını da içeri gaz girmeyeceğinden emin olmak üzere bantlayarak kapattı ve kafasını fırının içine sokarak intihar etti.Bu olay onun yasadığı evin lanetiydi çünkü Yeats de bu evde ihtihar etmisti.


İntiharıyla ilgili olarak kocası Ted Hughes eleştirilere maruz kaldı. Hughes yıllarca bu konuda konuşmadı. Daha sonra anılarını yayımladı.



1963 yılında daha 30 yaşındayken intihar eden Plath’ın hayatı, Oscarlı oyuncu Gwynet Paltrow’un ünlü şairi canlandırdığı “Sylvia” filmine de aktarıldı.

Plath’ın Türkçe’ye çevrilen eserleri arasında bulunan “Sırça Fanus” adlı romanı, birçok kişi tarafından ilk Amerikan feminist romanı olarak değerlendirilir

“And by the way, everything in life is writable about if you have the outgoing guts to do it, and the imagination to improvise. The worst enemy to creativity is self-doubt.”
"Et en passant, dans la vie tout est accessible en écriture au sujet si vous avez le courage sortants à le faire, et l'imagination pour improviser. Le pire ennemi de la créativité est le doute de soi. "

16 Şubat 2010 Salı

salinger


''Sakın kimseye bir şey anlatmayın. Herkesi özlemeye başlıyorsunuz sonra."

Çavdar Tarlasında Çocuklar", Salinger'ın tek romanı. Ergenlik çağının içinde, yetişkin dünyanın düzenine karşı isyankar bir çocuğun, bir Noel öncesi başına gelenler... Bu sürecin bir psikiyatri kliniğinde noktalanışı. Holden Caulfield'in masumiyet arayışının iç burkucu romanı. ocak 2010un sonunda 91 yaşında öldü salinger,unutulmaz bi yazar olarak

14 Şubat 2010 Pazar

2çarpı2





bana çok ahım şahım bi oyun olarak gelmesede,genede ortalama bi oyundu.
İki çift, iki ayrı ilişki, iktidar ve sevgi, evlilik ve monotonluk, aşk ve macera, kadın ve erkek, birey ve politika üzerine ilginç bir oyunculuk deneyimi. behiç ak'ın oyunuymuş.behiç ak ise: 1956 yılında Samsun’da doğdu. Yıldız Üniversitesi ve İTÜ’de mimarlık öğrenimi gördü. 1982’den beri Cumhuriyet gazetesinde “Kim Kime, Dum Duma”yı çiziyor. Çizerliğinin yanı sıra çocuk kitabı yazarlığı ve çizerliği, oyun yazarlığı ve belgesel film alanında da çalışmaları vardır. Bina adlı oyunu 1983 yılında Kültür Bakanlığı Özel Ödülü’nü aldı ve bir yıl sonra Devlet Tiyatrosu’nda sahnelendi. Ayrılık adlı oyunu Harbiye Şehir Tiyatrosu’nda 1996 yılında sahnelenmiştir. Karikatür bant kitapları Türkiye’de ve Almanya’da yayımlanan Behiç Ak’ın çocuk kitapları yine Türkiye’nin yanı sıra Japonya’da da yayımlanmıştır. 1994 yılında gerçekleştirdiği Türk Sinemasında Sansürün Tarihi - Siyahperde adlı belgesel film çalışması aynı yıl Ankara Film Festivali’nde “En İyi Belgesel Film” ödülünü kazandı. imiş

4 Ocak 2010 Pazartesi

frida



Magdalena Carmen Frida Kahlo Calderon, 1907- 1954) Meksikalı ünlü ressam

Altı yaşındayken geçirdiği çocuk felcinin sonucu olarak bir bacağı özürlü kalmış, kendisine "Tahta Bacak Frida" denmişti. Bu özrüyle başetmesini bilen Frida, gençkızlık çağında, dönemin en iyi eğitimini veren Ulusal Hazırlık Okulu’nda okudu. Bu okul, onu sanat, edebiyat, felsefe gibi alanlara yönlendirdi. İlerde Meksika düşün yaşamının önemli isimleri olarak anılacak Alejandro Gomez Arias, Jose Gomez Robleda, Alfonso Villa okul arkadaşları oldu.
Anarşist bir edebiyat grubuna dahil olan Frida'nın tüm hayatı geçireceği trafik kazasıyla değişecekti

Ambulans gelip de Kızıl Haç hastanesine götürüldüğünde, omurgasının, bel bölgesinde üç noktadan kırıldığı, köprücük kemiği ile üçüncü ve dördüncü kaburgalarının da kırık olduğu ortaya çıktı. Frida'nın sağ bacağı on bir yerden kırılmış ve ezilmiş, sol omzu çıkmış, leğen kemiği de üç yerden kırılmıştı. Çelik çubuk karnının sol tarafından girip cinsel organından çıkmıştı ve doktorlar yaşayabileceğinden bile şüpheliydi. Onu parça parça bir araya getirmeleri gerekiyordu. Hastaneden tam bir ay sonra, 17 Ekim 1925'te taburcu edilen Frida'nın aylarca yatalak olabileceği düşünülüyordu. Çok büyük acılar çekmesine rağmen bunu yansıtmayan Frida'nın hayatı korseler, hastaneler ve doktorlar arasında geçiyordu. Omurgası ve sağ bacağında dinmeyen bir acı vardı. 32 kez ameliyat edilen Frida'nın, 1954’te çocuk felci nedeniyle sakat olan sağ bacağı kangren yüzünden kesilecekti. Fotoğrafçı olan babasının işleri ise gün geçtikçe kötüleşiyordu. Frida'nın bakım masraflarını karşılamakta zorluk çeken babası çareyi evin değerli eşyalarını satmakta bulmuştu. Sadece tutkuyla bağlı olduğu piyanosu ve kitapları kalmıştı ve bu dönemde bay Kahlo'nun sara krizleri de sıklaşmıştı.

Tüm gününü yatakta geçiren kızı için kendi elleriyle şık bir karyola yapan bay Kahlo, Frida'yı hayata bağlamak için elinden geleni yapıyordu. Annesi Mathilde ise Frida'nın kendini izleyebilmesi için tavana bir ayna asmıştı. Ancak parçalanmış bedeni ve kendisiyle karşı karşıya kalınca dehşet içinde ilk tepkisini veren Frida, aynadaki kişiyi resmetmeye başladı. Ağrılarıyla başa çıkmak için sürekli olarak resim yapmaya başlayan Frida, ilk portresini ilk aşkı Alejandro'ya armağan etti. Ancak ilişkileri sona ermişti. Ailesinin teşvikiyle resim yapmaya başlayan Frida birçok oto portre resmetti. Artık iyileşmeye başlamıştı, resim onun için büyük bir motivasyon olmuştu. 1927 yılı sonunda yürümeye başlayan Kahlo, bu dönemde sanat ve politika çevreleri ile yakın ilişkiler kurmaya başladı. Küba'lı önder Julio Antonio Mella ve fotoğraf sanatçısı Tina Modotti bu isimlerden ikisiydi. Birlikte davetlere gidiyor, sosyalistlerin tartışmalarına katılıyorlardı ve Kahlo, 1929’da Meksika Komünist Partisi'ne üye oldu.
Resim çalışmalarına devam eden Kahlo, eserlerini takip ettiği ve Meksikalı Michalangelo olarak anılan ünlü ressam Diego Rivera'yla da tanışmak istiyordu. Rivera'nın kendi resimleriyle ilgili fikrini merak eden Frida, ünlü ressamı ziyaret ettiğinde ona aşık oldu ve iki sanatçı, 1929’da dünya evine girdi. Bu evlilikle ilgili olarak Frida günlüğüne şunları yazmıştı:


Diego'ya aşık oldum, ailem bundan hiç hoşlanmadı, çünkü Diego bir komünistti ve bizimkiler onu çok çok çok şişman Breughel'e benzetiyordu. Bunun bir fille beyaz güvercinin evlenmesini andırdığını söylüyorlardı. Her şeye rağmen 21 Ağustos 1929'da evlendik. Diego'ya; 'Kızımın hasta olduğunu ve yaşamı boyunca sağlık sorunları olacağını unutmayın. Akıllıdır ama güzel değildir. Bunu aklınızdan çıkarmayın. Her şeye rağmen onunla evlenmek istiyorsanız, rıza gösteriyorum'diyen babam dışında düğüne kimse gelmedi.
Evliliklerinin ilk yılında Frida hamile kalmasına rağmen Rivera'yla yaşadığı sorunlar nedeniyle bebeği aldırdı. 1930 yılında Amerika'ya giden çift, Rivera'nın aldığı duvar resmi siparişleri bitene kadar orada yaşayacaklardı. Ard arda 2 düşük yapan Frida, Rivera'nın başka ilişkileri olduğunu da öğrendi ve çift oldukça fırtınalı geçen evliliklerini 1939 yılında sonlandırdılar. Ancak bir sene sonra, 1940'da yeniden evlenip Frida'nın çocukluğunun geçtiği Mavi Ev'e yerleştiler. Bu dönemde Kahlo sürrealist resmin öncü isimlerinden dostu Andre Breton’un da desteğiyle New York’ta bir sergi açtı ve resimlerinin yarısının satıldığı bu sergide ünlü aktör Edward G. Robinson, Kahlo'nun dört tablosunu satın aldı. Bu sergiyle uluslararası bir ün kazanan Frida, 1939'da Paris'te bir sergi açtı.
Frida'nın evliliği süresince başka erkeklerle ilişkileri oldu. Rus devriminin önde gelen isimlerinden Lev Troçki ile birlikte olan Frida, Troçki'nin eşinin bu ilişkiyi farketmesi üzerine bu birlikteliği sonlandırmıştı. Troçki’ye düzenlenen suikastın ardından ressam Siqueiros’un arkadaşı olması nedeniyle sorgulanan Frida, Meksika’dan ayrılarak San Fransisco’da bulunan eski eşi Rivera’nın yanına gitmişti. Frida için yaşadıkları tüm sorunlara rağmen Diego'nun anlamı büyüktü, kocasıyla ilgili olarak şunları yazmıştı:
Başlangıç Diego ... Yapıcı Diego ... Çocuğum Diego..Ressam Diego ... Babam Diego ... Oğlum Diego...Sevgilim Diego ... Kocam Diego... Dostum Diego ... Anam Diego... Ben Diego...Evren Diego

9 Kasım 2009 Pazartesi

fesleğen çıkmazı


"Bir saksı yeter ben yine onlardan bir sürü yaparım"


Oyun Girit'te yaşayan rum türkü bir ailenin 2. dünya savaşı döneminde zorunlu mübadele ile İzmir'e geldikten 20 yıl sonrasını anlatıyor. Vatanından uzakta olmanın, toprağına sahip çıkmaya çalışmanın ve kardeşlik bağlarının önemini sürekli vurgulayan oyun bulunduğumuz dönemde bize bir çok noktada yaptığımız yanlışları dramatik ancak çarpıcı olarak anlatıyor


Beykoza gitmek her ne kadar büyük bi işkenceye dönüşse de oyun kısa ve sadeydi

4 Eylül 2009 Cuma

zorba



-Patron.
-Hmm?
-Patron!
-Ne var?
-Danseder misin?
-Dans mı ?-Hayır, hayır.
-O zaman yoldan çekil. Seni devirebilirim.

-Ne oluyor, Zorba? Söyle.
-Patron bana güveniyor musun?
-Evet.
-Ne diye güveniyorsun ki?
-Çünkü sen, sensin.
-Fakat anlamıyorsun. Benim beynim doğru tartmıyor. O, o bana çılgın fikirler veriyor.Seni mahvedebilirim.
-Şansımı deneyeceğim.
-Tekrar söyle, patron.Bana cesaret ver.
-Şansımı deneyeceğim.

2 Eylül 2009 Çarşamba

salvador dali



Akan saatler, çekmeceli kadınlar,havada duran nesneler sanırım onun resimlerini kolaylıkla tanımamıza neden oluyor. Ressamların neyi düşünerek çizmiş olabilir acaba dediğimiz resimleri vardır ya bunu sürekli söyletiyor dali bize. Kadınları içlerinde sakladıkları gizemli şeylerden dolayı çekmecelerle özdeşleştirmiş belki de. Soğuk bir İstanbul gününde gittim dali sergisine.Müze,sergi gezmek hep zor gelmiştir bana hemen yorulup kendimi dışarı atmak isterim çoğunlukla.Bu sergide de işte bu anlarda dudak şeklindeki şirin koltuklar yorgunluğuma çare olmuştu bi parça :)



dalinin hayatı gerçekten çok enteresan.Anne ve babası çok sevdikleri erkek çocuklarının öldüğü gece ilişkiye girmiş ve tam 9 ay sonra doğan çocuklarına kaybettikleri oğullarının adını vermişler yeniden.Cinsel ilişkiyle ölüm arasında bi bağ kurmasına sebep olmuş bunlar ve dali bu yüzden kadınlara dokunmayı sevmemiş, cinsel ilişkiye hiç girmemiş,hep mastürbasyon yapmış.





ispanyaya dalinin evine gidip görmek istiyor insan dev yumurtalar ve minik ekmeklerle kaplı duvarları:) bir genelevde görüp aldığı istiridye şeklindeki kenarları yılan balıklı yatağı.yatağın tavanındaki dali ve eşi galanın ayakları ve cennete uzanan ellerini.






babası ondan borç isteyince bi gün sperm dolu bi zarf içinde sana bütün borcumu ödedim şeklinde bir not göndermiş.

50 yıl boyunca büyük bir aşk yaşadığı,ilham perisidir gala dali için.


''gözleri anüsüne benziyor


anüsü dizlerine benziyor


dizleri kulaklarına benziyor


kulakları göğüslerine benziyor


göğüsleri cinsel organının büyük dudaklarına benziyor


cinsel organının büyük dudakları göğüslerine benziyor


klitorisi aynasına benziyor


aynası yürüyüşüne benziyor


yürüyüşü sedir ağaçlarına benziyor"der gala için.

Bu ispanyol sürrealist gerek resimleri, gerekse yaşadıklarıyla insanın fazlasıyla ilgisini çekiyor.:)
Ara Gülerin fotoğraf karesinden salvador dali.