Neden bilmiyorum ama bu aralar pek keyifsizim. İçimden hiçbir şey yapmak gelmiyor, zaten de yapmıyorum. Geçen hafta düğün için Ankara'ya gittik, Kpss döneminde kurum sınavlarına gidip gelmekten iyice soğuduğum şehir, parklarını gezip aheste dolanınca, hava da iyi olunca biraz olsun gözümde sevimsizliğini yitirdi. Kurtuluş Parkı ve 50. Yıl Parkında insan yoktu yahu! Tam olarak aradığım ve özlemini çektiğim şey! İstanbul'da olsa silme insan yığınından oturacak yer bulamayız. Sokaklar boş, sessiz. Allah'ım İstanbul'un nüfusu da şu kadar olsa ne güzel olurdu dedim. Yine de Ankara'nın en güzel yanı Yahya Kemal'in dediği gibi İstanbul'a dönüşüydü. Üzgünüm ama şehirde her zaman bir kasvet ve yapaylık hakim☹
Düğün meselelerine gelirsek, son haftalarda bolca düğüne gidip iyice bu olaylardan soğumanın ötesine geçtim. Milyarları balo salonlarına sırf gösteriş olsun diye vermeler, yok kına gecesinde klişenin dibine vurup rengarenk şarkısı eşliğinde renkli tüllü etekle dönmeler, herkes yemek yerken çiftin pasta kesip birbirine yedirmesi, ay resmen nişanlandık vs kartonetleriyle foto çekilmeler, baş harf balonları.. Off diyorum her şey, herkes aynı. Sürekli daha fazla abartma, benimki en en en ... yarış hali.
Romada Aşk tam bir zaman kaybı, Josephine kafa dağıtmalık, Yusuf ile Kenan moral bozucuydu.
En iyisi minnoş kedilere tutunmak, haftasonu neşesi bulmaktı. Çengelköy Maia' da çikolataya doydum , enerji depoladım, yarın metrobüse binme yarışında ön saflarda hazır olacağım. Daha az kalabalık şehirlerde yaşamayı ve az insanla muhatap olmalı günler diliyorum öncelikle kendime.