türkan saylan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
türkan saylan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Aralık 2010 Cumartesi


Ahmet Kaya ile liseli yıllarda tanıştım. Dinlediğim müziklerden çok farklı "özgün müzik" etiketliydi ama yüreğime değdi. "Ağlama Bebeğim" albümünü ağabeyim ile birlikte tüm gün dinler, bıkmazdık. " Hasretinden Prangalar Eskittim " ile hüzünlenir, yarınlar için umut beslerdik. Kürt olduğunu bilmez, ilgilenmezdik. Sol yanı ağır basar, bizi buradan yakalardı. Yurt dışına çıkmaya zorlanan ve hatta zorla gönderilmesine sebep olan hadiseler o gün de , bugünün Türkiye'sinde de makul sebepler değildi; bana göre. On yıl önce ölüm haberini Türkiye'den de önce yakın arkadaşına gelen telefon haberi ile aldığımızda gözyaşlarına boğulmuştuk. Hak etmemişti, erken ve ülkesinden çok uzakta olan ebedi ayrılığı.

Bugün köprülerin altından çok sular aktı. Sular durulmadı, temizlenmedi de. Ancak o gün Türkiye'si ile bugünkü arasında çok şey değişti. O gün kendisini yurtdışına apar topar çıkartan, def eden devlet bugün cenazesinde kendisini anacak, hazır olacak ; tam kadro. Muhalefet ise yok!!! Nasıl? Neden? Bu bir günah çıkartma mı? Sorulara verilecek cevaplar hazır ama samimi değil. İnandırıcı hiç değil. Bu anma toplantısını Türk-Kürt savaşının durmasına katkı sağlayacak bir adım, politik tavır ve oy taktiğinden uzak, basiretli ve objektif devlet adamlığı tavrı olarak tarihe geçmesini arzu ederdim. Türkan Saylan'ın mevcut iktidarı ve yarattığı sinerjiyi eleştiren tavrı sebebiyle Türkiye' ye katkıları gözardı edilerek cenazesine bir Allah'ın kulu iktidar mensubu devlet adamının yokluğu, yapmaya çalıştıkları şeyin hayrını (!) görmeme engel oluyor.


İnandırıcılıktan yoksun, mayınlı politik tavır ve söylemlerin yer aldığı ve mide bulandırdığı gündem içinde , yumurta ve yuhalanma ile karşılanan devlet adamlarının korkulu rüyasının ne yazık ki herkesten fazla gerçeği analiz edebilen üniversite gençliği olması ne kadar hazin verici.


Bugün oturdukları koltukları boşalan yerden dolduracak mülkiyelilerden aldıkları cevap yarın Türkiye'sinde günışığının daha aydınlık ve ferah olacağının cevabıdır ve bizim umudumuzdur.


27 Mayıs 2010 Perşembe

GÜZEL IŞIK


2003 yılında tanışmıştım kendisiyle. Ona gelinceye kadar ecel terleri dökmüş çok ama çook korkmuştum. Gittiğim ilk doktor bir göğsümde ve popo kısmında başlıp bacaklarıma inen yerlere yayılan sivilceye benzeyen siğilleri gördüğünde irkilmiş, biraz geriye çekilmiş ve bunun çok tehlikeli bir hastalık olduğunu hemen biyopsi yapılması gerektiğini söyleyerek gün vermişti. Duyduklarımı reddeden kulaklarım ağzımla işbirliği yaparak tekrar tekrar sordu; neden diye. Doktor bunun bulaşıcı olduğunu ve partnerimde de aynı sorunun olup olmadığını hatta partnerimden geçmiş olabileceğini söyledi. Daha da şok oldum.Çünkü henüz nişanlıydım ve nişanlım da yannımdaydı. Bir süre önce Beyoğlu'nda gitmiş olduğum kuaför ve güzellik salonu aklıma geldi. Oradan kapmış olmalıyım dedim ama doktorun bana tiksinmeyle karışık duygularla baktığını ve benden uzakta durmaya çalıştığını hissettim üzüntü ve kızgınlıkla. Kaçarcasına çıktım dışarı. Hayır dedim, mümkün değil. Başka bir doktora daha gideceğim. Bu arada nişanlım şoktan çıkamıyor ve ne yapacağını şaşırmış benim yönlendirmeme ihtiyaç duyuyordu. Hemen kısa yollu bir araştırma yaparak Türkan Saylan'ın bana çok yakın bir hastanede görev yaptığı bilgisini aldım. Bu zamana kadar hep tv ekranlarından görmeye alışkın olduğum ve bilime katkıları , sosyal alandaki çalışmalarından dolayı hayranlıkla izlediğim kızıl saçlı ve çilleriyle Türkan Hanım karşımdaydı. Beni muayene etti ve sıcacık gülümsemesiyle hiç önemli birşeyim olmadığını, bir yerden eneksiyon kapmış olabileceğimi ve bunların ufacıcık bir yakma olayıyla temizlenip hayatıma kaldığım yerden devam edeceğimi söyledi. Elleri sırtımda gözleri gözlerimin içinde. Diğer doktorun teşhisini anlatığımda yine sıcacık bir tebessüm ile teşhisi reddetti. Yüzde 99 gittiğim salondan kapmış olduğumu söyledi. Kendimi onun ellerine teslim ettim. Siğiller yakıldı ve bir daha çıkmamak üzere bedenimi terketti.


Hastaneden yanındaki şöförle ayrılırken beni giriş kattaki koltuklarda oturmuş görüp ,şaşırdı.
"Neden hala buradasın? "

" Çıkış işlemlerimdeki aksaklığı gideriyorlar"

" Ama bu kadar uzun sürer mi hiç canım. Sen yeni operasyondan çıktın."

Bankodaki görevlilere doğru giderken Hay Allah hiç olur mu deyip başını bir sağa bir sola sallayıp çözüm bulamaya çalışması bu zamana kadar aile doktorumuz hariç hiç bir doktordan görmeye alışkın olmadığım bir tavırdı. Ayağa kalktım, gerçekten iyi olduğumu ve üzülmemesi gerektiğini söyledim. Keza şöförü bekliyor ve bir yere yetişmelerini gerekli gösteren acele bir tutum izliyordu. Ama o hiç oralı olmadı.Benim oradan bir an önce ayrılmamı sağladı ve ondan sonra gitti.


Şimdi elimde gecikmeli olarak aldığım Ayşe Kulin tarafından kaleme alınan "Tek Ve Tek Başına TÜRKAN" kitabı var. Her sayfasını özümseyerek ve okşayarak okuyorum. Yaptıkları ve kattıkları o kadar çok ki insanlığa ve memlekete... Okurken tıkanıyorum. Sırf aydınlığa adanan bir hayat sunmaya and içmiş biri olduğu için vedaya hazırlandığı bir dönemde görmüş olduğu muamele affedilir gibi değil. Devlet kademesinden ve hükümet kabinesinden tek kişinin katılmadığı törende tüm sevenlerince , iyileştirdiği hastalarıyla ve okuttuğu kızlarıyla uğurlandı Türkan Anne.

Yaktığı mum her daim yanacak her türlü fırtına ve yağmura rağmen tüm dönemlere ve seslere inat; belki her zamankinden de fazla bir ışıkla...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...