gazete etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gazete etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ağustos 2009 Pazar

bak bakayım kendine bir

Son zamanlarda kendimde farkettiğim bir değişim var.
Özellikle Pazar günleri, gazetelerin sayfalarından bana bakıp alabildiğine gülümseyen, genç-yaşlı, kadın-erkek fotoğrafları gördüğümde sinir oluyorum.
Genellikle cicili bicili giyinmiş oluyorlar, detaylar atlanmamış: aksesuarlar, renk uyumu müthiş.
Sanki hepsi hayatı çözmüş, o kadar çok yol almışlar ki, değerli birikimlerini bizlerle paylaşmak istiyorlar, bizi de yanlarına çağırıyorlar.
Biz, Anadolu'nun ya da büyük şehirlerin bir köşesinde yaşayanlar onlara yetişemiyoruz.
Ya kolumuza, kulağımıza takacak o derece uyumlu, şık, zarif aksesuarlarımız yok...
Ya da tecrübelerimizi o derece süsleyemediğimizden, bu değerli insanların yanında eksikmişiz gibi kalıyoruz.
Aramızdaki mesafe müthiş.
Yetişemiyoruz Abi.

Kimimizin oğlu askerde, kimimiz kızımızı okuttuk, Üniversiteyi bitirdi...henüz iş bulabilmiş değil.
Nasıl evlenecek, gelenekseli-moderni-kıçından uydurulmuş new age kurallarıyla birbirine girmiş, laçka olmuş bu terbiye sistemsizliğinde karşısına nasıl bir eş adayı çıkacak bilmiyoruz.
Ya da hastamız var, derdimiz boyumuzu aşmış, debeleniyoruz.
Yaşadığımız yerlere bakıp üstüste biriken sorunları gördükçe geriliyoruz.

O Hanım oradan bize sırıtyor.
Çok güvenli bir yerden bize bakıyor.
Çözmüş Abi.
Üstün insan mı o, ne? Hayranız ama anlayamıyoruz.

Bak bak, şu orta yaşlarına yaklaşmakta olan adama bak.
Nasıl da yandan dönüp afili poz vermiş kameraya.
Nasıl cool.
Neşeli, geleceğe güvenle bakıyor.
Savunuyor, kendini aklıyor, daha iyisini yapacağını da söyler bu şimdi.
Röportajı yapan hanımla sanki flört edercesine pozlar vermiş.
Ay, pardon. Bunları eleştirmek yasaktı, unuttum ben.
Son cümleyi göz ardı ediniz.

Halktan kopuk, başka bir dünyada yaşayan bu insanlar her gün bir yerlerden gözümüze gülüyorlar.
Ama bizimle aynı mahallede oturmuyorlar.
Bu mahalle lafı da yanlış anlaşılır şimdi.
Sizin mahalle bizim mahalle değil sözünü ettiğim. Hani insanları dini görüşüne göre ayıran. Yok, o değil.
Bildiğin mahalle.
Bizim mahalle.
Ki biz o mahallede sorunsuz hep beraber yaşamaktayız.
Birlikte dua da ediyoruz, kahve de içiyoruz, tatlı dedikodular da yapıyoruz.

Ama siz Abilerim Ablalarım...
Bize benzemiyorsunuz.

Sizi anlamıyoruz.
Kiminiz sanatçı, kiminiz politikacı, kiminiz gazeteci, kiminiz bir şekilde şöhretsiniz.

Aksesuarlarını bir kenara koysan,
Saçını o günlük olsun kuaföre tarattırmayıversen,
Pazardan alınmış bir penye giyiversen üstüne.
Bildiğini sandığın şeyleri 3-5 dakka unutuversen,
Ki bildiğin şeyler de vardır mutlaka, inan sözüm yok.
Hastane kapısında yaşananları, geceleri çimenlerin üzerinde uyuyanları, dolmuş-taksi paralarını, bürokratik işlemleri düşünsen bir.
Üniversiteyi kazansın diye dershanelere ödenen paraları, yabancı dille yapılan eğitimin, iyi yetiştiğini düşündüğün çocukları kendi dilini anlamaktan, derdini dile getirmekten aciz bıraktığını farketsen,
hercümerç olmuş çocuk yetiştirme sanatının boka sardığını farketsen,
kitap okuyan, dergilere abone olan gençlerin bu işe para ayırmak için nasıl didindiğini görsen,
İş bulmak nasıl bir şey, iş aramak nasıl bir şey, azıcık üstüne kafa yorsan.

Bana daha tanıdık gelirdin.
Bizden olurdun.

Bizim apartmanımızda güvenlik yok.
Şükür buna ihtiyacımız da yok.
Alt kattaki komşumdan korkmuyorum.

Sen bu hissi biliyor musun?

Tanıdık gelmediyse eğer Abicim, Ablacım...
O gazeteye röportaj vermesi gereken benim.
Sen değil.
Yoksa şanssız olan sen misin?
Bir düşün bakalım.